Advertisement
Ana Menü
Anasayfa
Araştırmalar
Temel Eğitim
Etkinlikler
Basında Boryad
Hakkımızda
Arama
İletişim
Linkler
Haberler
English
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Hava Durumu
Avrupa Resesyona mı Giriyor? PDF Yazdır E-Posta
08 10 2008

Resesyon Avrupa Kapılarında   

Avrupa istatistik kurumu Eurostat, geçtiğimiz Ağustos ayında beklenen açıklamayı yaptı: Euro Bölgesi ekonomileri ikinci çeyrekte %0,2 daraldı. Üçüncü çeyreğe yönelik beklentiler de pek umut verici değil. İhracatının yarıdan fazlası Avrupa’ya yönelik olan Türkiye’yi yine zorlu bir viraj bekliyor. 

Dünyanın en büyük ekonomileri son zamanlarda birçok sorunla uğraşmak zorunda. İşin kötüsü, bu olumsuzlukların hepsi üst üste geldi. Geçmişte görülen rekor büyüme rakamları, pozitif tablolar çizen göstergeler zaman içinde yerlerini olumsuz verilere bıraktı.  Son bir yıla baktığımızda ekonomi gündemin ana maddesi malum; ABD’de başlayan mortgage krizi ve buna bağlı olarak Amerikan ekonomisinde baş gösteren sarsılmalar. Sadece ABD değil, dünyanın geneli Birleşik Devletler’in resesyona girip girmeyeceğini, alınan önlemlerin yeterli olup olmadığını ve FED’in politikalarını tartışıyor. Endişe halleri had safhada. Global bir dünyada ekonomileri birbirinden bağımsız düşünmek mümkün değil. Hele ki dünyanın en büyük ekonomisi ABD’de bir deprem meydana geldiyse, kimi küçük kimi büyük artçı şokları çok sayıda ülkede hissediliyor. Son zamanlarda ekonomik verilerinin iyiden iyiye negatife dönmesi nedeniyle Avrupa da resesyon tartışmalarının odağına oturdu. Aslında Amerikan ekonomisinde görülen sorunlardan sonra Avrupa’da da çeşitli sıkıntıların başlaması bekleniyordu.

Global krizin ilk dönemlerinde ABD’ye göre oldukça iyi durumda olan Avrupa, şimdilerde zor günler yaşıyor. İkinci çeyrek büyüme rakamları da endişelerin doğru olabileceğini gözler önüne seriyor.  AB istatistik kurumu Eurostat’ın açıkladığı veriler, Euro Bölgesi ekonomilerinin ikinci çeyrekte %0,2 daraldığını gösterdi. Euro Bölgesi’nin en büyük ekonomisi olan Almanya ikinci çeyrekte %0,5 oranında daraldı. Bölgenin diğer büyük ekonomileri Fransa ve İtalya’da ise %0,3 oranında daralma yaşandı. Avrupa’nın lokomotifi konumundaki bu ülke ekonomilerinin daralması, bölge genelindeki büyümenin de negatif seviyede kalmasında etkili oldu. Büyüme rakamları dışında tüketici harcamaları, perakende satışlar, enflasyon, iş dünyası güveni gibi ekonominin seyrini belirlemede önemli olan birçok veri de olumsuz seyir izliyor. Üçüncü çeyrek büyüme rakamlarına yönelik beklentiler de pek umut verici değil. Yani 2 çeyrek dönemlik negatif büyüme olarak tanımlanan resesyon, her an Avrupa’nın kapısını çalabilir.  

Bu gelişmeler ülke para birimi üzerinde de etkili. ABD’de büyümeye yönelik kaygılar nedeniyle FED faiz indirimine gitmesine rağmen Avrupa Merkez Bankası (ECB) öncelikli hedeflerinin enflasyon olduğunu belirtmiş ve faiz artırımlarına devam etmişti. Bu nedenle euro, dolar karşısında oldukça değerlenmişti. Artan petrol ve gıda fiyatları nedeniyle tırmanışa geçen enflasyon rakamları, ECB’nin enflasyon konusundaki endişelerini daha da artırdı. Euro Bölgesi ekonomilerinden gelen kötü sinyallere rağmen ECB, enflasyonu hedefledikleri seviyeye çekme konusunda taviz vermedi. Ancak sonunda bölgeden negatif büyüme haberi geldi. Verilerin bu kadar kötü olması ECB’nin faizleri indireceği yönündeki beklentileri de artırdı. Bu durum euro’nun dolar karşısında değer kaybetmesine neden oldu. 1,60 seviyelerine ulaşan euro-dolar paritesi, bu dönemde 1,38 seviyelerine kadar geriledi. 

Türkiye İhracatına Etkileri

Türkiye, Avrupa’dan gelen daralma haberlerine kulak kesilmiş durumda. Çünkü Türkiye ihracatının yarısından fazlası Avrupa ülkelerine yönelik. Türkiye’nin ihracat yaptığı ülkeler arasında ilk sırada Almanya var. Yılın ilk 8 aylık ihracat rakamlarına göre, Almanya’nın Türkiye’nin toplam ihracatı içindeki payı %10’un üzerinde. Almanya’yı ikinci sırada yaklaşık 6 milyar dolarlık ihracat rakamıyla İtalya izliyor. İlk 10’da yer alan diğer ülkeler ise şöyle sıralanıyor: Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere, Fransa, Rusya, İspanya, Romanya ve ABD. Ocak-Ağustos döneminde en fazla ihracat yaptığımız ilk 20 ülkenin toplam ihracat içindeki payı %68. İlk 20’de yer alan Avrupa ülkelerinin ihracattaki payı ise %43 civarında. 2007 yılının aynı döneminde en fazla ihracat yapılan ilk 20 ülkenin, ülke ihracatı içindeki payı %70 olarak gerçekleşti. İlk 20 içindeki Avrupa ülkelerinin payı ise %50 oldu. Geçtiğimiz yılın ihracat oranlarıyla kıyaslandığında, bu rakamlarda düşüş olduğu görülüyor. 

 Sektörel bazda inceleme yapıldığında, Ocak-Ağustos arasında Türkiye’nin toplam ihracatında ilk sırayı taşıt araçları ve yan sanayi sektörü alıyor. Bu sektörün toplam ihracat içindeki payı %20,53. Sektörün geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ihracat içindeki payı %40 oranında artış göstermiş. İkinci sırada demir çelik sektörü var. Demir çelik sektörünün payı 2007 yılının aynı dönemine göre %85 oranında artış göstermiş. 14 milyar dolarlık ihracat rakamıyla sektörün toplam ihracat içindeki payı yaklaşık %16. Üçüncü sırada ise %12,39’luk payla hazır giyim ve konfeksiyon sektörü bulunuyor. Geçtiğimiz yıla göre ihracattaki payını %6 oranında artıran hazır giyim ve konfeksiyon sektörü, en az artış gösteren sektörler arasında yer alıyor. 2008’in ilk 6 aylık dönemine göre sektörel bazda sadece Avrupa’ya yapılan ihracatlar incelendiğinde, ilk sırada %24,3’lük payla tekstil ve konfeksiyon sektörleri var. İkinci sıranın sahibi %24,1’lik payla otomotiv sektörü. Diğer sanayi ürünleri de %22,4’lük oranla üçüncü sırada bulunuyor.  Görüldüğü üzere Avrupa ülkelerinin ihracatımızdaki yeri çok büyük ve tabii ki önemli. Dolayısıyla bölgeden gelen daralma haberleri ülkemizde de haklı kaygıların doğmasına neden oluyor.

 Daralmanın Türkiye’nin ihracatları üzerinde çok ciddi olumsuz etkiler yaratacağı endişesi her geçen gün büyüyor. Bu durumun, cari açık sorunuyla baş etmeye çalışan Türkiye’nin daha zor günler yaşamasına neden olabileceği yorumları ağırlık kazanıyor. Avrupa’da yaşanacak gelişmelere bir müdahale olamayacağına göre, iş çevrelerinin bu durum karşısında çeşitli önlemler geliştirerek, farklı gelişmelere kendini hazırlaması büyük önem taşıyor.  

Erdemir Genel Müdürü Oğuz Özgen 

“Durgunluk derinleşirse Türkiye’ye yönelik talep zayıflar”  

Türkiye’nin yassı çelik tüketiminin bu yıl yaklaşık 13 milyon ton seviyesinde olacağı ve 2009 yılında bu rakamın artacağı öngörülmektedir. Küresel piyasalardaki güçlü yavaşlama, ana ihraç pazarlar üzerindeki olası etkisi dolayısıyla, Türkiye’ye yapılan yassı çelik talebi açısından belirleyici faktör olacaktır. Euro Bölgesi’ndeki durgunluk derinleşirse Türkiye’ye yönelik taleplerde zayıflamalar yaşanır. Ancak şu an için Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’daki büyümenin 2009 yılı yassı çelik tüketimine %6’lık bir artış getireceğini ve toplam tüketimin 13,8 milyon ton olacağını öngörmekteyiz. Bu rakam, paslanmaz çelik ve diğer özel çelik kaliteleri de dahil olmak üzere sıcak ve soğuk haddelenmiş tüm yassı ürünleri içermektedir. Türkiye, 2007 yılında yaklaşık 8 milyon ton yassı çelik ithal etmiştir. Sektörümüzdeki yeni bazı yatırımların devreye girmesiyle ithalat yoluyla doldurulan açık, büyük ölçüde giderilecektir. Türkiye’deki yassı çelik pazarındaki büyüme azalan bir ivmeyle devam etmekle birlikte, Doğu Akdeniz havzasında güçlü büyüme potansiyeli sergileyen başka pazarlar mevcuttur.  Türk yassı çelik üreticileri önümüzdeki yıllarda bu pazarların da ana oyuncularından olacaktır. 

 Taşıt Araçları Yan Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı Ömer Burhanoğlu 

“Sıkıntıyı daha net hissetmeye başladık”  

Batı Avrupa'da durağanlaşan otomotiv sektörü, Türkiye'nin de bu alandaki endişelerinin artmasına neden oldu. Mevcut ortamda yeni yatırımlar çekmekten bahsederken eldekini kaybetme riski ile karşı karşıya kaldık. Batı Avrupa'da bir süredir otomotiv sanayinde ciddi bir durağanlık ve üretim adetlerinde düşüş yaşanıyor. Türk otomotiv sanayinin ihracatının %70'ini bu pazarlara yaptığını söylemenin, sıkıntının büyüklüğünü gözler önüne sermek için yeterli olacağını düşünüyorum. Biz bu sıkıntıyı daha net hissetmeye başladık. Bu pazarlardaki durgunluğun 2009 yılında da devam edeceğini öngörüyoruz. Sektörle ilgili endişelerimiz her geçen gün artarak devam ediyor. Türkiye'deki kur politikasından işçi maliyetlerine, hammaddeden lojistiğe, hatta son günlerdeki %15'lik enerji zammından çok etkilendik; uzun vadede ayakta kalmak imkânsız gibi görünüyor.  

Gelecek planları acilen gözden geçirilmeli

Türkiye ihracatının lokomotifi otomotiv sektörü, uzun vadede gelecek planlarını acilen yeniden gözden geçirmeli. Özellikle yabancı sermayeli firmalarımızdan bir kısmında  daralma yaşandığı ve buna bağlı olarak taşınma kararları alınmaya başlandığı duyumları bize geliyor. Ülkemizde ciddi  istihdam yaratan, vergisini son kuruşuna kadar ödeyen bu yabancı sermayeyi neden kaybedelim? Yerli tedarikçilerimiz kendi öz varlıkları ve sermayeleri ile direniyorlar ama bu süreç ne kadar devam edecek? Küresel rekabete ayak uydurabilmek için savaş veriyoruz ancak artık düşük maliyetli değil yüksek maliyetli ülkelerin temsilcileri ile aynı masada oturuyoruz.  

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Gülle 

“Tekstilde, Euro Bölgesi’nden başka güçlü bir alternatifimiz yok” 

Euro Bölgesi’nde yaşanacak bir daralma yalnızca tekstil ve hazır giyim sektörü için değil, Türkiye’deki tüm ihracatçı sektörler için büyük bir risk içeriyor. Tekstil ve hazır giyim sektörünün toplam ihracatının üçte ikisi Euro Bölgesi’ne yapılıyor. Örneğin, tekstil sektörünün bir numaralı pazarı İtalya. Yine konfeksiyon için Almanya aynı önemde. Öyle ki geçtiğimiz senelerde Almanya’da yaşanan resesyon, bugünlerde ise İngiltere’de baş gösteren resesyon tehlikesi, neredeyse doğrudan Türk tekstil ve hazır giyim sektörünü ilgilendirmektedir. Türkiye’nin tüm ihraç ürünlerinde ABD ile olan dış ticaret ilişkisi pek çok farklı sebeple istenen noktaya gelmemiştir. Orta Doğu, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa gibi diğer önemli bölgesel pazarlar ise, Rusya pazarı ayrı tutulmak kaydıyla, Türkiye’nin tekstil ve hazır giyim üretim kapasitesini karşılayacak büyüklükte pazarlar değil. Asya ise Çin ve Hindistan gibi diğer büyük üreticilerin kontrolü altında. Bu noktada geriye zaten Euro Bölgesi kalıyor. Türkiye için Euro Bölgesi’nden başka güçlü bir alternatif yok.     

Daralmanın etkisini azaltmak için neler yapılmalı?

 Euro Bölgesi, gelişmiş ekonomilerin, beğeni ve algı düzeyi gelişmiş insanların bulunduğu bir pazar. Bu bölgeye yapılacak dış satımın da içerik ve niteliğinin bu durum ile uyumlu olması gerekiyor. Euro Bölgesi’nde düşük fiyat ve basic ürün noktasında Çin ile rekabet etmek ne mümkündür ne de akılcı. Türk tekstil ve konfeksiyon ihracatçılarının Euro Bölgesi’nde elini güçlendirecek unsur, nitelikli ve markalı ürünler. Bir başka ifadeyle, Euro Bölgesi’nde tüketicinin taleplerini doğru tespit etmek, talebi doğru tanımlamak, doğal ve önemli çözümlerden bir tanesi olacaktır. Bu bölgede baş gösteren enflasyonist hareket, küresel nitelikteki bir dalgalanmanın sonucudur. O mali tabloya bizim iyileştirici bir etkide bulunmamız mümkün değil. Ama büyük satın alıcıları kaybetmemek için Türkiye hız, esneklik, kalite argümanlarının yanına mümkün olan ölçüde fiyat avantajını da eklemek zorunda kalabilir. Belki bir noktada dağıtım kanallarının etkinleştirilmesi, doğrudan tüketiciye ve küçük perakendeciye ulaşacak yolların denenmesi söz konusu olabilir. Ancak bu tekstilden çok, hazır giyim için düşünülecek bir çaba olabilir.  

 

Son Güncelleme ( 08 10 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >




© Copyright 2007 2008 www.boryad.org
oyun
hobi
teknolojijoomla