|
Global Arenada Halka Arz
Artık halka arzlar da sınırların ötesine taşındı. Şirketler, yeni finansman kaynakları bulmak, yatırımcı tabanını genişletmek gibi nedenlerle başka ülkelerin yolunu tutuyor. ABD ve İngiltere uluslararası halka arz için en çok tercih edilen ülkeler. İMKB’de ise, işlem gören yabancı şirket bulunmuyor.
Son yıllarda rekabet hemen hemen tüm iş kollarında çok farklı kulvarlara taşındı. Şirketler de yeni düzende güçlü bir şekilde var olabilmek için uluslararası arenaya yöneldi. Kabuğundan çıkma kararı alan birçok şirket, farklı ülkelerden şirketlerle birleşme ya da yenilerini alma yoluna gitti. Böylelikle küresel bir oyuncu haline gelen ve büyüyen kuruluşlar, yatırımcılarına da dünyanın farklı bölgelerinin kapısını açmış oldu. Yatırımcılar kendi ülkeleri dışındaki enstrümanlara da kolaylıkla yatırım yapabilme imkânına kavuştular. Şirketlerin küresel boyutlarda faaliyet göstermeye başlaması, yatırım seçeneklerinin artması, kızışan rekabet şartları, ülke borsalarının birleşerek devleşmesi gibi bir çok gelişme, finansman arayışlarını da çeşitlendirdi. Büyüme, yeni yatırımlar yapma ve diğer faaliyetler için sıfır kaynaklı maliyet sağlayan halka arz seçeneği de, bulunduğu bölgelerin dışına çıktı. Şirketler sadece kendi ülkelerinde borsaya kote olmakla kalmayıp başka ülkelerde de halka arz gerçekleştirmeye başladı. Dünya genelinde kayda değer sayıdaki şirketin halka arz yolunu seçmesinin birçok nedeni var. Sıfır maliyetli finansman bulmak, likidite artışını sağlamak, kurumsallaşma ve tanıtım, bu nedenler arasında en önemlileri. Uluslararası halka arzlar ise, şirketlere daha çeşitli fırsatlar sunması nedeniyle tercih sebebi. Her şeyden önce yeni yatırımcılar, yeni kaynaklar demek. Farklı ülkelerde halka arz olarak yatırımcı tabanını genişleten bir şirket, hem kendini daha çok tanıtmakta hem de faaliyet alanını büyütme imkânına kavuşmakta. Uluslararası halka arzlar hisse talebi, işlem hacmi ve hisse likiditesinde artış sağlanması açısından da oldukça önemli. Aynı zamanda şirketin global arenaya adım atmasında da hayati bir role sahip. Bu tür gelişmeler medya ilgisini beraberinde getirirken, şirketin ve şirket ürünlerinin uluslararası alanda bilinirliğini de artırmakta. Uluslararası piyasalardan gelen kurumsal yatırımcı ilgisi, bu girişimin sunduğu kazanımlardan. Diğer taraftan, şirketlerin kendi ülkesi dışına da faaliyet göstermesi, kurumsal yönetim ve şeffaflık konularına da olumlu bir şekilde yansımakta. Rekabetin gerekli kıldığı kotasyon ücretlerinde görülen indirim de, farklı borsalara yönelme girişimler için avantaj oluşturmakta. Globalizmin sunduğu faydalardan yararlanabilmek için, şirketler de belirli adımlar atmak zorunda. Çünkü sözü geçen avantajlardan yararlanabilmenin de belirli kuralları var. Başka bir ülkede halka arz olabilmek için, o ülkenin kurallarına uymak şart. Her ülke kendi ekonomi politikası çerçevesinde bir yapı belirlese de, genel anlamda bu kurallar şirketler için zorlayıcı koşullar içermekte. ABD ve İngiltere’nin Halka Arz Rekabeti Uluslararası halka arzlar, değişen koşullarla birlikte 1980 ortalarında artış göstermeye başladı. Bu dönemde uluslararası halka arzı tercih eden şirketlerin çoğu Avrupa kökenliydi. Halka arz için en çok tercih edilen ülkelerin başında ise Amerika geliyordu. Amerika borsalarında işlem görmek, şirketler için prestij sağlayıcı bir unsur olarak görülüyordu. 1980 ile 1990 yılı ortaları arasında, uluslararası halka arz gerçekleştirmiş Avrupalı kökenli şirketlerin sayısında büyük bir artış oldu. Amerikan borsalarına kote olan Avrupalı şirket sayısı gittikçe artarken, Avrupa borsalarında aynı durum söz konusu değildi. 1998 yılında şirketlerin gerçekleştirdiği uluslararası halka arzlardan New York Borsası (NYSE), Amerikan Borsası (AMEX) ve NASDAQ %31 oranında pay alırken; Londra Borsası (LSE) ve Londra Borsası Alternatif Yatırım Piyasası’nın (AIM) payı %16 oldu. Bu yılda uluslararası platformda halka arz gerçekleştiren toplam şirket sayısı 2978 idi. Ancak son yıllarda Amerika’nın, uluslararası halka arzlardaki üstünlüğü sarsılmaya başladı. Bu durumun en büyük nedeninin, Amerika'da görülen skandallardan sonra uygulamaya konulan Sarbanes-Oxley yasası olduğu ifade ediliyor. 2002 yılında kabul edilen bu yasa, şirketlere ve şirket yöneticilerine ekstra yükümlülükler getirdiğinden ve maliyetlerde artışa neden olduğundan, şirketler tarafından pek hoş karşılanmadı. Sarbanes-Oxley yasalarına uyum, Birleşik Devletler’de halka arz maliyetini önemli ölçüde artırdığından, ABD şirketlerin öncelikli tercihi olma unvanını kaybetmeye başladı. New York ve Londra arasında global finans merkezi olma yolunda var olan rekabetin etkisini, halka arz konusunda da görmek mümkün. Genel düşünce, New York’un son dönemlerde Londra’yla rekabette zorlandığı yönünde. Ancak bu görüşe katılmayanlar var; dayanak noktaları ise, halka arza giden şirketlerin yapısındaki değişim. Çünkü Londra’da ana pazarda kote olmuş yabancı şirket sayısı pek artış göstermemesine rağmen, Londra Borsası Alternatif Yatırım Piyasası’na (AIM) kote olan yabancı şirket sayısındaki artış dikkat çekici düzeyde. 1995 yılında kurulduğunda yalnızca 2 yabancı şirket bu piyasada işlem görürken, bu rakam 2005 yılında 220’ye ulaştı. AIM'ye kote olanlar daha çok küçük yapıdaki şirketler. Bu şirketlerin ne şimdi ne de ilerleyen yıllarda Amerikan borsalarına kote olmayacağı yönünde görüşler var. Çünkü Amerikan borsalarında işlem gören şirketlerin önemli bir kısmı büyük ölçekte. O kadar devin arasında fark edilmenin ve onlarla rekabet etmenin zorluğunun, Londra Borsası’nı küçük şirketler için daha çekici hale getirdiği ifade ediliyor. Avrupa Kurumsal Yönetim Enstitüsü tarafından yapılan bir çalışmaya göre, Amerikan borsaları ve Londra Borsası ana piyasasının uluslararası halka arzlardan aldıkları paylar birbirlerine paralel. Yine bu çalışmanın ortaya çıkardığı sonuçlara göre, son yıllarda hem New York hem de Londra'da yabancı şirket kotasyonu azaldı. Bu nedenle, New York borsalarında görülen bu durumu sadece Sarbanes-Oxley yasası ya da diğer kural değişikliklerine bağlamanın doğru olmadığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Şirketlerin Sarbanes-Oxley yasasının kabulü öncesi ve sonrasında, halka arz yapılacak borsanın seçimi konusundaki kararlarının pek fark göstermediği de elde edilen sonuçlardan bir diğeri. Çalışmada Amerikan borsalarına kote olan yabancı şirketlerin kurumsal yönetim açısından ciddi bir ilerleme kaydettiği de vurgulanıyor. Her ne kadar araştırma sonuçları Sarbanes-Oxley yasasının şirketlerin tercihleri üzerinde etkisi olmadığını söylese de; Birleşik Devletler’den gelen kottan çıkan şirket haberlerine bakıldığında, büyük çoğunluğunda bu yasanın etkili olduğu fark ediliyor. ABD ve Londra’da Halka Arz Biçimleri Londra ve Amerika’da yabancı şirketler için farklı halka arz şekilleri mevcut. ABD’de şirketler 144a kuralı olarak adlandırılan sistemde borsaya kote olabiliyor. Bunun dışında, şirket hisselerinin tezgahüstü piyasalarda ya da organize borsalarda işlem görebilmesi için farklı koşulları yerine getirmeleri gerek. 144a kuralına göre, halka arz gerçekleştiren ve hisseleri tezgahüstü piyasalarda işlem görecek olan şirketler, Amerika Sermaye Piyasası Kurulu (SEC) kaydından ve çeşitli beyan zorunluluklarından muaflar. Ancak bu şirketler az da olsa bazı yükümlülüklere uymak zorundalar. Organize piyasalarda işlem görmek üzere başvuran şirketlerin, SEC’e kayıt yaptırmaları ve Amerikan sermaye piyasaları kanunlarına uymaları şart. Finansal raporlama standartları, beyan koşulları, çoğunluk hisse sahipliğine ilişkin yasaklar, kurumsal yönetim alanındaki uygulamalar, bu şirketlerin uyması gereken belli başlı kurallar arasında. Sarbanes-Oxley yasası ise, bu kuralların kapsamını genişleten bir yapıya sahip. İngiltere’nin başkenti ve dünyanın önemli global merkezlerinden Londra’da ise, şirket hisseleri ana piyasada depo sertifikası şeklinde işlem görebilir ya da adi hisse senedi ihraç edilebilir. AIM’de de halka arz mümkün. Adi hisse senedi ihraç eden şirketlerin öncelikle Kotasyon Mercii tarafından kayıt altına alınması ve Londra Borsası'nda işlem görmesinin kabul edilmesi gerekiyor. Ancak Londra, şirketlerin uyması gereken kurallar konusunda ABD kadar katı değil. Şirkete ait finansal bilgilerin İngiltere, Amerika ya da Uluslararası Muhasebe Standartları’na göre düzenlenmiş olması gerekiyor. Ancak bu durumun da istisnaları var. Hisseleri depo sertifikası şeklinde işlem gören şirketlerin bu kurala uyması şart değil. Alternatif Yatırım Piyasaları’nda halka arz için gerekli koşullar ise oldukça az. Gelişmekte Olan Ülkeler Atakta Son yıllara pek çok alanda olduğu gibi halka arzlarda da gelişmekte olan ülkeler ağırlıklarını hissettirmeye başladı. Financial Times’a göre, dünya genelindeki halka arzların 5’te 2’si BRIC ülkeleri olarak adlandırılan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin tarafından gerçekleştirildi. 2006 yılında bu ülkelerin halka arzlardan aldıkları pay %32 iken, bu oran 2007 yılında %39’a çıktı. 2007’de sadece Çin’in gerçekleştirdiği halka arz tutarı 117.7 milyar dolar oldu. Oysa daha bir yıl önce bu rakam 86.5 milyar dolardı. Gerçekleştirilen en büyük tutarlı halka arzlar içinde de, Çinli şirketlerin adları en üst sıralarda yer aldı. Çinli şirketlerin tercihi daha çok Hong Kong, Şanghay gibi kendi coğrafyasına yakın bölgeler. Zaten dünya genelinde de durum aynı: Şirketlerin %90’ının halka arz için tercihi kendi ülkeleri. 2007 yılında BRIC ülkelerinde halka arzlar sayesinde elde edilen sermayenin %25’i şirketlerin kendi ülkelerinden elde edildi. Ancak son yıllarda başta global finans merkezleri olmak üzere diğer bölgelere yönelmede de artış söz konusu. Şirketler, durum analizi yaparken tüm dünya ülkelerini ve sunulan avantajları birlikte değerlendirmeye başladı. İlerleyen zamanlarda bu hareketliliğin daha da artacağı ve kuralları oturmuş, deniz aşırı ülkelerle bağlantıyı sağlayabilecek borsaların daha çok tercih edileceği tahmin ediliyor. Dünya borsaları da tercih edilen olmak için büyük çaba içerisinde. Örneğin New York, Londra, NASDAQ gibi dünyanın en büyük borsaları, Çinli şirketleri kendilerine çekmek için kolları sıvadı. NASDAQ ve New York Borsası’ndan sonra Londra Borsası da Pekin’de bir ofis açtı. Çinli şirketleri kendi ülkesine çekmek isteyen İngiltere, Çin hükümetinden Çinli şirketlerin yurtdışından sermaye bulması konusundaki sınırlamaları kaldırmasını da istedi. Thomson Financial’a göre, 2007 yılında Londra Borsası’nda 39.6 milyar dolarlık halka arz gerçekleşti. Halka arzların 68 tanesi Çinli şirketler tarafından yapılırken, bunlardan yalnızca 6’sı Londra Borsası ana piyasasına kote oldu. New York Borsası’nda ise toplam 34.6 milyar dolarlık halka arz gerçekleştirildi. Türk Borsasında Yabancı Şirket Yok İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) yabancı yatırımcı sayısı açısından rekor kırsa da, aynı durumun yabancı şirketlerin halka arzı için geçerli olduğunu söylemek zor. Hatta İMKB’ye kote olmuş tek bir yabancı şirket bile yok. Bu durum bölgesel finans merkezi olması istenen İstanbul’u rekabette arka sıralara iten bir etken. Aslında İMKB, uzun bir süredir Avrasya Borsalar Federasyonu’nun başkanlığını yürütüyor. Bunlar dışında, diğer ülkelerle işbirliği sağlamaya yönelik çeşitli projeleri de mevcut. Ancak bütün bu gelişmeler, yabancı şirketlerin, hatta çok yakınımızda bulunan ülkelerdeki şirketlerin bile İMKB’ye kote olmasını sağlayamıyor. İMKB’de işlem gören yabancı şirket olmasa da, yurtdışı borsalarına kote olmuş Türk şirketler var. İş Bankası, Tofaş, Turkcell ve Tüpraş gibi şirketlerin hisseleri, yurtdışında işlem görüyor. Bir Türk şirketinin global piyasalarda halka arz olması için öncelikle işlem görecek hisse senetlerinin Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) kaydettirilmesi gerekiyor. Geçmişte yurtdışında çeşitli vaatlerle yatırımcılarından para toplayan bazı holdingler, çok sayıda yatırımcıyı mağdur durumda bıraktı. Bu olumsuz gelişmeler, Türk şirketlerine olan güveni bir hayli sarstı. Yeşil sermaye olarak da adlandırılan Yimpaş, Kombassan, Endüstri Holding, Büyük Anadolu Holding, İttifak, Kamer, Sayha, Kübra, Kaldera, Jetpa, Aksaray ve Apitaş gibi holdingler, büyük çoğunluğu gurbetçilerden oluşan yaklaşık 300 bin yatırımcıya zor günler yaşattı. Ancak yeni Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’yla; SPK'dan izin alınmaksızın, özellikle yurt dışında bir anonim şirket kurmak veya sermaye artırmak amacıyla para toplanmasına engel olunması ve halkın bu yolla aldatılmasının önüne geçilmesi hedefleniyor. Finans uzmanlarının birçoğuna göre, Türk sermaye piyasalarının global arenada oyuncu olabilmesi için, uluslararası şirketlere İMKB’nin yolu mutlaka açılmalı. Bu şekilde borsanın bilinirliği artırılırken, Türkiye piyasasına yönelen yatırımcılara da portföylerini bölgesel olarak çeşitlendirme imkânı tanınmalı. Uzmanların birleştiği bir diğer nokta da, daha fazla sayıda Türk şirketinin uluslararası borsalarda kendisini göstermesi gerektiği. Tüm bu halkaları birleştirmiş bir sermaye piyasasının varlığının, hem yatırımcı hem de şirketler için daha büyük fırsatlar sunacağı tahmin ediliyor. |