|
Sermaye Yeterliliği Yetersiz Kaldı
Bankacılık sistemini düzenleyen uluslararası kurallar dev bankaların çöküşüne engel olamayınca, yeniden tartışma konusu oldular. Sermaye yeterliliğiyle ilgili düzenlemeler ve bunların etkileri de, tartışmalardan payına düşeni alıyor.
Bankacılık sektörü tasarrufların finansal sisteme dahil edilmesi ve bu tasarrufların uygun alanlara dağıtılması gibi önemli bir işleve sahip. Yaptıkları işlemler dolayısıyla sürekli riskle karşı karşıyalar. Ekonomik sistem içinde çok önemli bir konumda oldukları ve sistemlerinde ortaya çıkan sorunlar tüm ekonomiyi etkilediği için, bankalar, düzenleyici otoriteler tarafından bazı sınırlamalara tabi tutuluyorlar. Artık günümüzde sermaye hareketleri kendi sınırlarını çoktan aştı. Finans piyasalarındaki kapılar büyük ölçüde kalktı. Paranın yerini tam olarak söyleyebilmek iyice zorlaştı. Bu yüzden, özellikle gelişmiş ülkelerin krizlerini sadece kendileriyle sınırlamak imkansız. Büyük ekonomilerde başlayan kriz, tıpkı suya atılan bir taşın oluşturduğu halkalar gibi aşama aşama diğer tüm ülkelere yayılıyor. İşte tüm bu nedenler, pek çok alanda olduğu gibi bankacılık sistemindeki yapılanmaların da uluslararası kuruluşlar tarafından belirli standartlara bağlanmasına neden oldu. Bu çerçevede yapılan düzenlemeler, bankacılık işleyişinin sistemli ve düzenli bir şekilde ilerlemesini amaçlıyor. Peki bu düzenlemeler ne derecede başarılı oldu? Özellikle son dönemlerde yaşanılan olumsuz gelişmeler, tüm bu önlemlerin yeterli olmadığının bir göstergesi gibi adeta. Çünkü tüm dünya üst üste gelen banka iflas haberlerine neredeyse alıştı. Hem de iflas eden bu bankalar, önemsenmeyecek gibi değildi. ABD’de başlayan kriz sonrasında sadece o ülkede değil, dünyanın dört bir tarafından bankaların iflas ettiği ya da çok kötü durumda oldukları duyulmaya başlandı. Neredeyse isimleri “sermaye”yle eş tutulan bankalar, gün geldi, sermaye sıkıntısı çekmeye başladı. Oysa bu bankalar kısa bir süre öncesine kadar oldukça yüksek derecelendirme notuna sahiplerdi; yani hiçbir şekilde riskli bulunmuyorlardı. Bankacılık, ülke ekonomisinin taşıyıcı kolonlarından biri hiç kuşkusuz. Bankaları bu derece sıkıntı içinde olan hükümetler, bu dönemin atlatılması için olağanüstü denilebilecek düzeyde önlemler almaya başladılar. Hükümetler, bankaların zorlu virajdan geçebilmeleri için onlara büyük ölçüde sermaye yardımı yaptılar. Ülkedeki ekonomik sistemin işleyişi için hükümetler ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Ama işin bu noktasında başa dönmek ve aynı soruyu tekrarlamak gerek: Bankacılık sistemini düzenlemeyi amaçlayan uluslararası kurallar ne derece başarılı oldu?.. Yapılan düzenlemelerin her birinin tek tek ya da bütün olarak ne kadar etkili olduğu sorusunu ekonomi dünyası daha uzun süre tartışacak gibi. Biz de burada sermaye yeterliliği konusunu ve bu yöndeki düzenlemelerin etkisini irdelemeye çalışalım. Sermaye Yeterliliği ve Basel Standartları Sermaye yeterliliği, bankacılık sistemine yönelik uluslararası kuruluşlar tarafından getirilen sınırlamalardan biri. Sermaye yeterliliği oranı, bankaların öz kaynaklarının risklerine göre ağırlık verilmiş varlıklarına bölümü olarak tanımlanıyor. Bu oran, risklerin gerçekleşmesi durumunda bankanın ortaya çıkan kayıpların ne kadarını karşılayabileceğini gösteriyor. Yani sermaye yeterliliği oranı, bankanın mali açıdan ne kadar güçlü olduğunun bir göstergesi olarak görülüyor. Bankalar için bu oranın Basel Komitesi tarafından belirlenmiş standart bir ölçüsü var. Basel Komitesi’nin 1988 yılında açıkladığı standartlara göre, uluslararası bankaların sermaye yeterliliğinin minimum %8 olması gerek. Bu uygulamada sermaye yeterlilik oranı hesabında kredi riski dikkate alınıyordu. 1996 yılında yapılan değişiklikle sermaye yeterliliği oranının hesabında kredi riskinin yanı sıra piyasa riski de dikkate alınmaya başlandı. Zaman içinde yatırım araçlarının ve risk türlerinin giderek çeşitlenmesi ve daha karmaşık hale gelmesi, bu standartların yetersiz kalmasına neden oldu. Bu nedenle 2004 yılında Basel II standartları oluşturuldu. Basel II, asgari sermaye yükümlülüğü, sermaye yeterliliğinin denetimi ve piyasa disiplini olmak üzere 3 temel alana yoğunlaşmakta. Belirlenen yeni standartlarda sermaye yeterlilik oranı yine %8 olarak bırakıldı, ancak risk kavramı daha geniş çaplı olarak ele alındı. Risk derecelendirmesinin önemi de arttı. Basel II Avrupa’da hayata geçmekle birlikte, ABD de dahil olmak üzere pek çok ülkede uygulama ilerleyen yıllara ertelendi. ABD’deki çok sayıda küçük çaplı bankanın bu standartları karşılayamayacağı ve pek çok bankanın da Basel II uygulamaları sonucu sermayesinin azalacağı gibi eleştiriler yapıldı. Kriz ve Bankalar Ağustos 2007’de başlayan ve etkileri pek çok alanda hissedilen kriz, çok sayıdaki bankanın sonunu hazırladı. Büyük bankalar, yüksek risk aldıklarından ve yatırım yaptıkları karmaşık enstrümanlar işlerin ters gitmeye başlamasıyla birlikte değerlerini oldukça kaybettiğinden, likidite sorunlarıyla karşı karşıya kaldılar. Ayrıca, önceden bilanço dışı kalem olmaları nedeniyle bilanço yapısı ve sermaye yeterlilik oranları üzerinde etkisini göstermeyen varlıklar, büyük boyutlu zararlarla kendilerini hissettirdiler. Sermaye yeterlilik oranları, likidite fazlaları, kârlılıklar gibi tüm hesaplar alt üst oldu. Sonuç olarak da Merrill Lynch, Bear Stearns, Wachovia, Washington Mutual, Dexia, Fortis gibi pek çok banka sermaye sıkıntısı çekmeye başladı ve devlet desteğiyle ya da diğer bankalar tarafından satın alınma yoluyla bu sıkıntılar aşılmaya çalışıldı. Lehman Brothers iflas etti. Goldman Sachs ve Morgan Stanley statülerini değiştirerek yatırım bankası statüsünden ticari banka statüsüne geçti. Türk Bankaları Krizi Nasıl Karşılar? Türk bankacılık sistemine bakıldığında, bankaların önemli krizler atlatmış ve bu sıkıntılardan işe yarar dersler çıkarmış oldukları görülüyor. Aslında çok değil, daha bundan 7 yıl kadar önce Türk bankacılığı tarihinin en esaslı krizini yaşadı. Bu dönem ve sonrasında yaşanan süreçte çok şey değişti; hatta Türk bankacığı bir anlamda yeniden şekillendi, düzenlendi. 2001 krizi sonrasında pek çok bankaya el konuldu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) olağanüstü yetkilerle donatıldı. Bankalar üzerindeki denetim sıkı bir biçimde artırıldı. Türk bankacılık sektörünün uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi için çeşitli adımlar atıldı. Basel I standartlarına uyum gösteren Türkiye, Basel II’nin uygulamasını erteledi. Türkiye’de sermaye yeterlilik oranı ise önceleri %8 iken daha sonra %12’ye çıkarıldı. Bugünlerde de sıkça tartışılıyor: Türk bankacılığı tüm dünyada büyük sarsıntılara yol açan bu krizi nasıl karşılayacak? Bu konuda genel görüş, 2001 yılında bankacılık sektörünün içinden geçtiği süreç nedeniyle Türk bankalarının mali yapılarının şu anda oldukça sağlam olduğu yönünde. Yani yoğurttan ağzı yanan bankalar, bu dalgalı döneme de gerektiği ölçüde temkinli girmiş durumdalar. BDDK’nın Ekim 2008 raporunda yer alan rakamlara göre, takipteki alacakların Aralık 2007’de 1.369 milyon YTL, Ağustos 2008’de ise 2.181 milyon YTL olduğu görülüyor. Ağustos ayında bir önceki aya göre takipteki alacaklardaki artış %7.6 oranında olmuş. Aralık 2007’ye göre artış ise %59. Ağustos 2008’de bankacılık sektörü toplam aktifleri Temmuz 2008’e göre %0.8 oranında azalarak 647,8 milyar YTL olarak gerçekleşmiş. Bankaların sendikasyon kredilerinin de, bir önceki aya göre %2.4 oranında artarak 13,3 milyar dolar seviyesine yükseldiği, seküritizasyon kredilerinin ise %4.0 oranında artarak 13 milyar dolara ulaştığı görülüyor. Bankacılık sektörü dönem net kârı da, Ağustos 2008’de bir önceki aya göre %1 oranında düşmüş. Ağustos 2008 itibariyle bankacılık sektörü sermaye yeterliliği oranına baktığımızda, %17.71 ile belirlenen standartların oldukça üzerinde. Bu oran mevduat bankaları için %16.29, katılım bankaları için %14.31, kalkınma ve yatırım bankaları için ise %62.44. Sermaye sahipliği açısından bir ayrım yapıldığında ise, yerli özel bankalarda sermeye yeterliliği oranının %16.61, kamu bankalarında %22.32, yabancı bankalarda ise %15.64 olduğu görülüyor. Ayrıca yurtdışında bankaların bulundurdukları ve büyük çaplı zararlara neden olan yatırım araçları Türkiye bankacılık sektöründe yer almıyor. Ancak yine de yurtdışında yaşanan kriz bankaları etkiliyor. Bankaların mali yapıları sağlam olmakla birlikte tedbiri de elden bırakmamaları gerekiyor. Uzman Görüşleri Mustafa Savaş Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı (Risk Yönetimi ve İç Kontrol) “Sermaye yeterliliği, tek başına banka riskliliğini yansıtan bir gösterge değil” Denetim otoritelerince, bankaların almış oldukları riskler karşılığında bulundurmaları gereken sermayenin belirlenmesine yönelik kurallar getirilmiş olup, anılan düzenlemelerle amaçlanan husus, bankaların faaliyetlerinin güven içerisinde sürdürülmesi ve bu yolla mevduat sahiplerinin haklarının korunmasının sağlanmasıdır. Şu anda, dünya finans piyasalarında kredi riskiyle başlayan ve likidite riskini beraberinde getiren bir volatilite artışı söz konusudur. Finansal krizlerin banka bilançolarında yarattığı tahribat temel olarak, aktif kalemlerin değer düşüklüğüne uğraması, ödemesi gecikmiş kredilerin artması ve buna bağlı olarak da likidite imkânlarının daralması olarak ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere, ülkemizde bankaların faaliyetleri karşılığında bulundurmaları gereken sermaye miktarının tespitinde Basel I hükümleri dikkate alınmakta olup, Basel I uygulamasında, sermaye yeterliliğinin tespitinde likidite riski dikkate alınmadığı gibi, bankadan borç alanların kredibiliteleri de hesaba katılmamaktadır. Her ne kadar sermaye yeterlilik rasyosu yüksek olan bankaların finansal krizlere karşı daha dayanıklı olduğu yönünde genel bir kanı bulunsa da, yukarıda belirtilen hususlar dolayısıyla anılan kriterin tek başına banka riskliliğini yansıtan bir gösterge olmadığı açıktır. Bu çerçevede, bankaların risklilik düzeyinin belirlenmesinde tek başına sermaye yeterliliğinin dikkate alınmaması ve özellikle likidite durumlarını ortaya koyan kriterlerle birlikte analiz yapılmasının yerinde olacağı düşüncesindeyim. 2008 yılının ikinci çeyreği itibariyle Türk bankacılık sektörünün ve Halk Bankası’nın sermaye yeterlilik rasyoları sırasıyla %16.79 ve %14.08 seviyesindedir. Bu yönüyle bakıldığında, gerek Halk Bankası’nın gerekse de Türk bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik rasyoları açısından ulusal denetim otoritemizce öngörülen asgari sınırların üzerinde bulunduğu görülmektedir. Murat Ishmuhamedov Şekerbank Genel Müdür Yardımcısı (Risk Yönetimi) “Türk bankacılığı sermaye yeterliliği bakımından güvenli” Türk bankacılık sektörünün sermaye yeterliliği bakımından yeterince güvenli olduğunu düşünüyorum. SYO seviyesi için uluslararası yaklaşım %8 ve Türkiye’deki düzenleyici kurum SYO seviyesini, oldukça muhafazakâr bir seviye olan %12 olarak belirledi. Aynı zamanda, Ağustos 2008 itibariyle BDDK'nın istatistiki bilgilerine göre, bankacılık sektörü genelinde ortalama SYO, gereksinimin de üzerinde, %17,71’di. Bu da Türk bankacılık sektörüne iyi ölçüde sermaye eklendiğini kanıtlamaktadır. Türk bankaları krizin başlıca etkeni olan Amerikan eşik altı hisselerine yatırım yapmadılar; dolayısıyla bu açıdan herhangi bir kayıp beklenmiyor ve bu durum sermayeyi etkilemeyebilir. Sermaye yeterliliğine çok önem veren Şekerbank Yönetim Kurulu, SYO ile ilgili olarak düzenleyici kurumun istediğinden bile daha muhafazakâr bir yaklaşım sergilemektedir. Bankamızın SYO'su %14.09 seviyesinde olup, hem uluslararası hem de yerel otoritelerce kabul edilen yasal limitlerin oldukça üzerindedir. |