Advertisement
Ana Menü
Anasayfa
Araştırmalar
Temel Eğitim
Etkinlikler
Basında Boryad
Hakkımızda
Arama
İletişim
Linkler
Haberler
English
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Hava Durumu
Bankacılık Sektöründe Yabancı Ortaklık Neler Getirdi ? PDF Yazdır E-Posta
08 12 2007

 BORYAD Dergisinin Aralık sayısında gündemimize Bankaların Yabancı ortaklıklarını aldık. Yabancı ortaklık sonrası, Pazar paylarında nasıl bir değişim oldu ? Şube sayıları, karlılıklar nasıl değişti ? 

Ortalıklar sonrası ortaya çıkan sonuçlar TEB, Şekerbank ve Garanti Bankasının Pazar paylarında çok ciddi yükselmelerin olduğunu gösterirken, Fortis’in şube sayısını arttırmasına karşın Pazar paylarında ciddi kayıplar yaşadığına işaret ediyor.

 

 

Türkiye, üzerinde bulunduğu stratejik coğrafya, her gün artan nüfusu ve yükseliş trendindeki finans piyasası ile gelişmekte olan ülkeler arasında özel bir yere sahip. Yabancı yatırımcılar da ülkenin potansiyelinin oldukça farkında. Yabancı yatırımcıların ilgisinin yoğunlaştığı sektör ise, bankacılık. Yani Türk bankaları, yabancılar için cazibe merkezleri konumunda.  Oysa daha çok kısa bir süre önce, 1999 yılında, Türk bankacılık sektöründe yabancıların payı sadece %1’di. Neredeyse yok denilecek kadar az olan bu payı da tek veya birkaç şubeli yabancı bankalar oluşturuyordu.

Bu dönemde yabancı bankaların istedikleri kazancı elde etme yolları, petrol fiyatlarında yaşanan anormal artış nedeniyle kalkınma çabaları sekteye uğrayan ve mali dengeleri sarsılan Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu kredileri yüksek faizlerle temin etmek oldu.  Krizlerin eksik olmadığı Türkiye’de şube ve temsilcilik düzeyinde faaliyet gösteren yabancılar, Şubat 2001 krizinden sonra strateji değiştirdi. Kasım 2000 ve Şubat 2001’de yaşanan ekonomik krizlerinin hemen ardından 3 tane yabancı ortaklık ve satınalma gerçekleşti. 2001 yılının ikinci yarısı ve 2002’de Demirbank’ın HSBC’ye satılışı, Sitebank’ın Milleniumbank’a satılışı ve Koçbank Unicredito ortaklığı için imzalar atıldı.  

Bu hareketlilikten sonraki birkaç yıl durgun geçti. 2003 ve 2004 yıllarında da yabancı ortaklık için görüşmeler devam etti ancak bu görüşmelerden olumlu sonuç çıkmadı. Özellikle fiyat konusunda uzlaşma sağlanamıyor, banka sahipleri kriz öncesi fiyatları istemeye devam ediyorlardı. 2005 yılının başından itibaren geçen 30 aylık süreçte ise satınalmalar hız kazandı. 15 yabancı ortaklık ve satınalma gerçekleştirilerek bankacılık sektöründeki yabancı payı %38’e ulaştı.  Bankaların hızla satılmasında birçok önemli etken vardı kuşkusuz.

Bu etkenlerden biri de, Haziran 2004’te yayımlanan Basel II düzenlemelerinin gerektirdiği sermaye gereksinimini sağlamakta güçlüklerle karşılaşılacağının bilinmesiydi. Artan banka fiyatlarına olumlu yaklaşan yabancı yatırımcıların en önemli dayanak noktası ise, Aralık 2004’te ülkemizin Avrupa Birliği’ne (AB) aday ülke konumuna gelmesi olarak yorumlandı.   Halen devam eden yabancı talebinin tabii ki başka sebepleri de var. Örneğin, artık doyma noktasına ulaşan Avrupa bankacılık sektöründe yeni girişimlerde bulunamayan bankaların, pazar paylarını ve aktiflerini büyütmekte zorlanması.

Oysa Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, kâr marjları daralsa bile yine de Avrupa’dakinden yüksek. Bu durumun uzun yıllar daha böyle devam etmesi bekleniyor. Bunun yanı sıra, 2015 yılında Avrupa’daki banka müşteri sayısının 10 milyon artarak 425 milyon kişiye ulaşacağı öngörülürken, Türkiye’de 28 milyon artarak 48 milyon kişiye ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu hesaplamalar çerçevesinde, gelecek 10 yılda Avrupa bankacılık sistemine 10 milyon müşteri girerken, Türk bankacılık sistemine 28 milyon yeni müşteri girecek. Bu rakamlar bile tek başına ülkemizdeki büyük potansiyeli gözler önüne seriyor.  

Bu potansiyelin bir diğer göstergesi de, bankacılık sektörünün aktif büyüklüğünün Gayrı Safi Milli Hasıla’ya (GSMH) oranı. Türk bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü 350 milyar dolar olup GSMH’nin yaklaşık %87’sini oluşturuyor. Avrupa ülkelerinde ise bankacılık sektörünün aktif büyüklüğünün GSMH’ya oranı %200-300. Bu da ciddi bir büyüme potansiyeli yaratıyor. Ülkemizdeki bankalara yönelik yoğun talebin bir diğer nedeni de, aynı ülke bankaları arasında var olan yoğun rekabet. Örneğin, 2002 yılında Koçbank ile ortaklık kuran İtalyan bankası Unicredito’yu yine bir İtalyan bankası olan Intesa takip etti ve Türkiye’de satınalma görüşmelerinde bulundu. Belçika’nın 2 büyük rakip bankası Fortis ve Dexia ise peş peşe Dışbank ve Denizbank’ı alarak rekabete devam etti. Yunanistan’ın 3 büyük bankası National Bank of Greece (NBG), Eurobank EFG ve Alphabank arka arkaya Türk bankacılık sektörüne girdi.

Bu örnekler, bankaların kendi ülkelerindeki yerel rekabetin belirleyici olduğunu açıkça gözler önüne seriyor. Önümüzdeki dönemde de bu ilginin devam etmesi ve %40’ları aşan yabancı payının %50-55 seviyelerine ulaşması bekleniyor.  Ancak bu büyük beklentinin doğurduğu tartışmalar da büyük! Yabancı bankaların ağırlığının artmasını olumlu karşılayanlar olduğu kadar bu süreci bir tehdit olarak yorumlayanlar da var. “Yabancı ilgisi istilaya mı dönüşüyor, bankalar bank mı oluyor?” gibi yorumlar çokça dile getiriliyor. Türkiye’deki yabancı banka sayısı arttıkça, bu tartışmalar daha da alevlenecek gibi görünüyor...  

Demirbank’la Başlayan Satış Süreci…

Yabancılara banka satışı ilk olarak TMSF bünyesinde bulunan Demirbank'ın, 20 Eylül 2001'de HSBC Bank ile hisse devir sözleşmesi imzalamasıyla başladı. Devir işlemleri 30 Ekim 2001 tarihinde gerçekleştirildi. Böylece Türkiye’nin altıncı büyük bankası olan Demirbank, 163 şubesi, 3.500 çalışanı ve 1 milyon bireysel, 4 bin ticari müşterisiyle 350 milyon dolara HSBC Bank’ın bünyesine katıldı. Aradan geçen zaman içerisinde şube sayısında önemli artışlar gerçekleştiren HSBC, hâlâ Demirbank’ın 2000 yılının son çeyreğinde fona devredilmeden önceki pazar paylarına ulaşabilmiş değil. Bankanın piyasadaki mevduat ve kredi payları hafif oranda düşerek sabit kalmış durumda. Bu dönem içinde bankanın kredilerden aldığı paylar %3.3-%3.5 aralığında değişirken, mevduatlar içindeki payı da %2’lerde kaldı. Bankanın özsermaye kârlılık oranına bakıldığında %17 artış gözlemlenmekle birlikte, bu artışın 6 yıl gibi uzun bir sürede sağlandığını da göz ardı etmemek gerek.  

Demirbank’ın satışından sonra gerçekleşen satış görüşmelerinden olumsuz haberler çıktı. 2005 yılına gelindiğinde ise sahnede Türkiye Ekonomi Bankası (TEB) vardı. Fransız BNP Paribas, Türk Ekonomi Bankası'nın %84.25'ine sahip olan TEB Mali Yatırımlar'ın %50'sini 216.8 milyon dolara satın aldı. 10 Şubat 2005 tarihinde gerçekleşen satışın ardından TEB çok yol kat etti. Piyasa değeri satıldığı zamana oranla %451 arttı. TEB, yabancı ortaklık sonrasında şube sayısı, kredi, mevduat ve özkaynak oranlarını büyük ölçüde artıran nadir bankalardan biri oldu. Şube sayısındaki pazar payını %133 artırarak 253 şubeye ulaşan bankanın mevduattaki pazar payı %60’a, kredilerde ise %33’e yakın bir oranda artış gösterdi. Kaynaklarını etkin kullanarak pazardan daha çok pay elde etmeyi başaran TEB, 2 yıllık süreçte özsermaye kârlılığını da %70 artırarak %11 gibi bir oran yakaladı. 

Fransız BNP Paribas’ı, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Hollanda-Belçika finansal grubu Fortis takip etti ve Dışbank’ ın %89’unu 985 milyon euroya satın aldı. 2007 yılına gelindiğinde piyasa değeri %104 artan Fortis, çoğu bankanın aksine sermayesini ve özkaynaklarını da artırdı. Şube sayısını 172’den 248’e çıkarırken, mevduat ve kâr oranlarında satıldığı zamana oranla pek bir ilerleme kaydedemedi. Fortis’in mevduatlardaki pazar payı %13 düşerken, kredilerdeki pazar payında düşüş daha dramatik bir şekilde %26’ya ulaştı. Bankanın pazar payındaki bu büyük kaybı, %2’den %6’ya çıkan özsermaye kârlılığını da gölgede bıraktı. Fortis’in uluslararası yatırımcıları ve hakim ortaklarının bu performansı genel kurulda değerlendirdiklerinde nasıl bir karara varacakları kuşkusuz çok önemli. Bu noktada, BORYAD’ın da bir ortak olarak değerlendirme yapmak üzere genel kurulda bulunacağını belirtelim.  

 Garanti Bankası’ndan Büyük Adımlar

Türkiye’nin büyük bankalarından Garanti Bankası’nın satış imzası 24 Ağustos 2005 tarihinde atıldı. Banka, ana hissedar Doğuş Holding tarafından dünya devi General Electric (GE) iştiraki Consumer Finance ile yapılan anlaşma sonucunda, %26 oranındaki hissesini 1.55 milyar dolara sattı. Bankanın yönetimine yabancı ortağın temsilcileri gelmesine karşın, idari yapıda büyük değişiklikler yaşanmadı. 2005 yılının ortasından bugüne Garanti Bankası’nın performansı incelendiğinde ise, bankanın şube sayısını artırdığını, kredi, mevduat, özkaynak ve özellikle de kâr oranlarında gelişme olduğunu görüyoruz. Bankanın kredilerdeki pazar payı %25 artışla %13.6’ya, mevduatlardaki pazar payı ise %16 artışla %10’a ulaştı. Pazar payındaki bu yükselişle birlikte piyasa değeri de geçen 2 yılda yaklaşık 11 milyar YTL artarak %130 büyüdü. Ortaklıktan önce %14 oranında özsermaye kârlılığına sahip olan Garanti, şimdilerde %25’i yakalamış durumda.

Bu oran neredeyse %76’lık bir artış demek…  Garanti Bankası’nın satışından bir ay sonra, İtalyan Unicredito ile Koç Holding'in yarı yarıya ortaklığı olan Koçbank, Yapı Kredi'nin %57' sini Çukurova Grubu'ndan 1.182 milyar euro bedelle satın alacağını açıkladı. Satın alma sırasında TMSF yönetiminde bulunan bankanın negatif değerlerde seyreden özsermaye kârlılığı, satışı takip eden yıllarda pozitif rakamlara ulaştı ve %113’lük artışla %10’u buldu. Birleşme sırasında sermayesine güçlü takviye yapan banka, pazar paylarında başarıyı yakalayamadı. Bankanın mevduatlardaki pazar payı %6’ya yakın düşerken kredilerdeki pazar payı bu düşüşü de aşarak %13 oranında negatif değişim gösterdi. Buna rağmen bankanın satıldığında 4.2 milyar YTL olan piyasa değeri 12 milyar YTL’ye ulaştı. Görülen %189’lük bu artışta Koçbank’ın payını da unutmamak gerek.  

2006’nın Açılışı Finansbank’tan

2005’te yaşanan yoğun banka satışları 2006 yılında da aynı hızda devam etti. Yılın ilk satış haberi Finasbank’tan geldi. 3 Nisan 2006’da Finansbank’ın %46'sı, Yunanistan'ın aktif büyüklüğü açısından en büyük bankası olan National Bank'a 2.3 milyar euroya satıldı. Finansal çarpanlar bakımından çok yüksek bir değer üzerinden satılan banka, geçtiğimiz bir buçuk yıllık süreç içinde ciddi bir şubeleşme atağı yaptı. Şube sayısında 378’e ulaşan Finansbank, şube sayısı pazar payında %50’den fazla bir artış kaydetti. Mevduatlardaki pazar payı %20, kredilerdeki payı da %5 oranında yükseldi. Bankanın piyasa değerinde ise %1’lik bir düşüş yaşandı. Şube sayısının yanı sıra artış yaşanan bir diğer madde ise bankanın özsermaye kârlılığı oldu. Finansbank bu alanda elde ettiği %64’lük artışla %15’e yakın bir kârlılık sağladı.   

Artıları ve eksileriyle genel kurulunda BORYAD tarafından değerlendirme yapılması zorunlu hale gelen bankalardan biri olan Denizbank’ın satılış tarihi 30 Mayıs 2006. Bu tarihte Fransa-Belçika merkezli Dexia, Denizbank'ın Zorlu Holding'in elindeki %75 hissesini 2.44 milyar dolara satın aldı. 2007 yılına geldiğinde banka, piyasadan aldığı payı kredilerde az da olsa artırmakla birlikte önemli ölçüde bir sermaye artırımına gitmedi. Şube sayısı %10 artarak 299’a ulaştı. Piyasadan mevduatlarda %2.38, kredilerde ise %2 büyümeyle %3.1 pay alırken, piyasa değeri %5 düşüş gösterdi. Bankanın satış öncesi %6 üzerinde seyreden özsermaye kârlılığı, %40 artışla birlikte %9’un üzerine çıktı. 22 Haziran 2006 tarihinde ise, Şekerbank'ın %34'ünün 255 milyon dolar bedelle Kazakistan merkezli Bank Turan-Alem'e satıldığı açıklandı. Bir yıllık süreçte sermaye artırımına gitmeyen bankanın piyasa değeri %183 arttı.

Pazar payları hâlâ düşük olsa da Şekerbank’ın bir yıl içerisinde büyük oranda değişim gösterdiği görülüyor. Şube sayısını 203’ten 230’a çıkaran banka, önceki pazar paylarına kıyasla mevduatlarda yaklaşık %34, kredilerde ise %88 artış sağladı. Özsermaye kârlılık oranı da satış öncesi %2,64 iken 2007 yılında büyük bir artış göstererek yaklaşık %12,5 seviyesine yükseldi. Piyasa değerinin üzerindeki satışıyla iş çevrelerinde günlerce konuşulan bir banka da Akbank. 17 Ekim 2006’da Citigroup, Akbank'ın %20' sini 3.1 milyar dolara satın almak üzere anlaştı. Satışın üzerinden henüz çok kısa bir zaman geçse de bankanın piyasa değerinde %62 artış yaşandı. Mevduatlarda ve şube sayısında artış olmasına rağmen, bankanın piyasadan aldığı paylarda çok fazla değişiklik görülmüyor.

Mevduat pazar payında düşüş %0,5 iken bu oran şube sayısında %2,7’ye ulaşıyor. Kredilerde ise artış yaşanmış ve banka yaklaşık %2,5 daha fazla bir pazar payı elde edebilmiş. Bankanın kârlılık alanındaki pazar payı %19,5 ile oldukça yüksek seviyelerde. “Stratejik ortaklık” anlayışıyla Türkiye’de bir ilke imza atan Akbank’ın bundan sonraki performansı sektör açısından da büyük önem taşıyor.

 Tehlike Sınırı Neresi?Halen mevduat kabul eden bankalardan sadece İş Bankası, Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıflar Bankası’nda yabancılar söz sahibi değil. Bunun dışındaki bankaların hemen hepsinde bir şekilde yabancıların belirleyici olduğu görülüyor. Bu konuda yapılan şiddetli eleştirilerin yanı sıra seviyenin henüz tehlike arz etmediğini düşünenler de var. Çünkü her şeye rağmen musluğun başında Merkez Bankası duruyor. İş Bankası ve Ziraat Bankası yabancılara satılamaz. Dolayısıyla, Türkiye’nin 2 büyük bankası her zaman için yerli olacak. Bu görüşü savunanlar diğer büyük ölçekli bankalardan Akbank, Yapı Kredi ve Garanti’nin de %100 yabancı olmadığını, sadece yabancı ortak barındırdığını vurgulayarak kaygılanmanın yersiz olduğunu ifade ediyorlar. 

Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının desteklenmesi için bankacılık sisteminin hızlı ve sağlıklı bir şekilde büyümesi gerekiyor. Sektörün bu geçiş dönemini başarıyla tamamlayabilmesi için sermaye takviyesine ihtiyaç duyduğu ise, su götürmez bir gerçek. Yabancı bankalar bu açıdan istikrar sağlayıcı fon kaynakları olarak büyük katkı yaratıyor olabilirler. Bunun yanı sıra rekabetin artması, ürün çeşitliliği ve uluslararası standartlara adaptasyon açısından da yardımcı olacakları kesin. Tüm bunların sektörde disiplini sağlayacağına da kesin gözüyle bakılıyor. Ancak gelinen nokta gösteriyor ki, yabancı ortak kimi bankalara büyüme getirirken kimilerinde gelişme olmakla birlikte beklentileri karşılamamış.

Yani yabancı ortakları tek kurtuluş olarak gören strateji, bu noktada tökezliyor. “Yabancıların en fazla %50’sine sahip olduğu bankalar, yabancı banka değildir” görüşünü savunanlara sorulması gereken soru ise, yönetimin kimde olduğu. Çünkü yabancılar yönetimde sağladıkları paylarla stratejik paylarını da artırarak operasyonel konularda son kararı veren taraf konumuna geliyorlar.   

Yabancı Ortaklıkta Tercih Edilen Model: TEB ve Garanti

Bu noktada son sözü yerli bankanın söylediği 'TEB-Garanti' modeli örnek olabilir. Bu 2 bankanın satışı gösteriyor ki, bu girişimler yabancıya satış değil, yabancı sermaye ile evlilik. Halka açık hisseler dışında kalan sermaye 2 eşit parçaya bölünürken yönetimde ya eşitlik ya da Garanti Bankası’nda olduğu gibi Türk ortağın hakimiyeti söz konusu.  Garanti’nin yönetim kurulunda yer alan 9 kişiden 5’ini Doğuş Grubu, 4’ünü ise yabancı ortak atıyor. Bununla birlikte, bankanın yönetim kurulu başkanı da Doğuş Grubu’ndan. Yerli ve yabancı ortaklar arasındaki eşit hisse dağılımına rağmen yönetimde yerli ortağın bir adım önde olması, Garanti Bankası'nı "yabancı" kategorisinden uzaklaştırıyor.

Bu durum, banka sahipliğini yerel düzeyde korurken, dünyanın ikinci büyük şirketinin gücünü de yanına alarak büyümeyi hızlandırıyor. Her ne kadar endişelenmenin yersiz olduğu yönünde görüşler olsa da, Oyakbank’ın da satışıyla birlikte %41’leri bulan yabancı payı kritik eşiğe çok yakın… Gelişmiş ülkelerin bankacılık sektöründeki yabancı paylarına bakıldığında, Türkiye’deki oran oldukça yüksek. Dolayısıyla bu açıdan değerlendirildiğinde, son sözün yerli ortak tarafından söylenebileceği yarı yarıya süresiz ortaklık formülü, belki de Türkiye'deki yabancılaşma furyasının en iyi ilacı olacak.

Son Güncelleme ( 08 12 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >




© Copyright 2007 2008 www.boryad.org
oyun
hobi
teknolojijoomla