|
Bu yıl çimentocular için zor geçecek gibi…
Çimento, Türkiye’nin dünya liginde oynayan başarılı sektörlerinden. Ancak çimento şirketleri, gayrimenkulde henüz belirginleşmeyen ve itiraf edilmeyen durgunluktan olumsuz etkilenme tehlikesi ile karşı karşıya. Sektör, iç talepteki gerileme olasılığını ihracatla aşmaya hazırlanıyor. Çimento sektörü, ekonominin can damarlarından olan inşaat sanayinin kayıt dışı olmayan tek kolu. Sektördeki oynamalar da, ekonomik gidişatın önemli göstergelerinden biri. Özellikle son dönemlerde gayrimenkuldeki dalgalanmalardan nasibini alan sektör, gelişmiş ülkelerde yavaşlama sürecine girse de, hâlâ büyüme trendinde.
Avrupa Çimento Üreticileri Birliği (CEMBUREAU) üyesi olan 26 ülke üretimde %2’lik bir artış yakalarken, bu değer dünya üretiminin yaklaşık %12’sini oluşturmakta. İspanya, Almanya ve Türkiye, %7’yi aşan üretim artışı ile en hızlı büyüyen çimento sektörüne sahip ülkeler. Diğer üye ülkelerin çimento tüketimi ise, önceki yıla oranla %8 artış kaydetmiş durumda. Çimento sektörünün lideri, Asya ülkeleri. Gelişmekte olan bu ülkeler dünya üretiminin büyük bir bölümünü gerçekleştirmekle kalmıyor, hızlı yükselişlerini de sürdürüyorlar. Örneğin, Çin bir önceki yıla göre üretimini %19 artırırken, Hindistan’da bu oran %11 olarak gerçekleşmiş. Asya’nın dünya toplamından aldığı pay ise %70. Meksika’nın en büyük çimento üreticisi Cemex, yine gelişmekte olan ülkelerden çıkan bir çimento devi. Yerel anlamda rakipsiz olan firma, dünyanın üçüncü büyük çimento üreticisi konumunda. Türkiye’de ise sanayileşmenin en önemli temsilcilerinden biri olarak görülen çimento sektörü, 1911 yılında, yıllık 20 bin tonluk kapasiteyle üretime başladı. 1957 yılında kurulan ve 1972’de CEMBUREAU’ya üye olan Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği; sektörde üretim, kalite, eğitim ve teknoloji konularını analiz ederek sektörün gelişiminde ön saflarda yer aldı. Ana hedefi sektörün karşılaştığı problemleri ele almak olan birlik, aynı zamanda araştırma-geliştirme (Ar-Ge) aktivitelerini ve sektörün uluslararası ilişkilerini de yürütmekte.Üretim miktarının zamanla artmasına rağmen, talebin yeterli derecede karşılanamaması nedeniyle Türkiye’de çimento ithalatı uzun süreler devam etti. 1997 yılında Uzak Doğu’da başlayan ve Rusya kriziyle devam eden dünya ekonomisindeki çalkalanma, 1998 yılında ülkemizde de etkilerini göstermeye başladı. Bu dalgalanmadan ilk etapta çok fazla etkilenmeyen inşaat sektörü, 17 Ağustos 1999'da meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki Marmara depremi ve aynı yılın 12 Kasım’ında olan Düzce merkezli 7.2’lik depremle vurgun yedi. Bu vurgunun üzerine İran’dan kontrolsüz olarak giren çimentoların doğu bölgesindeki fabrikaların üretimlerini durdurma noktasına getirmesi, çimento sektörünü derinden etkileyerek sektörün toparlanma sürecini de uzattı. Sektörde Özelleştirme Süreci Sektörün atağa geçmesi ise kendini yenileyebilmesi ve rekabet üstünlüğü sağlayarak global pazarlara girmesi ile sağlandı. 21 çimento fabrikası ile gerek kapasite gerekse üretim bakımından piyasanın yarısını elinde bulunduran devlet kuruluşu ÇİTOSAN'a ait fabrikaların özelleştirilmesiyle, devlet çimento sektöründen tamamen çekildi. Bilhassa özelleştirme sonrası yapılan, rekabet avantajını sürekli kılacak maliyet düşürücü modernizasyon yatırımları ile sektör dünyada da önemli bir yere geldi. Öyle ki, Avrupa’nın en büyük çimento ihracatçısı konumuna gelen Türkiye, bugün Avrupa ülkeleri arasında üretimde üçüncü, satışta ise dördüncü sırada yer alıyor. Bu sıralamadan da anlaşılacağı üzere; Türk çimento sektörü AB çimento sektörüne kıyasla kapasite, üretim teknolojisi ve verimlilik açısından belirli bir dezavantaj sergilemiyor. Özellikle üretim kapasitesi konusunda başlangıçtan çok farklı bir konuma gelen sektör, tamamı özel sektöre ait fabrikalarında, 2007 yılı Kasım ayı sonu itibariyle toplam 46 milyon 548 bin 203 ton çimento üretti. Bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre 2.9 milyon ton artış kaydederken, 2007 yılındaki toplam satışların 50 milyon tonu aştığı tahmin ediliyor. Geçen yıllarda olduğu gibi en fazla üretim, 13 milyon 979 bin 494 ton ile Marmara Bölgesi’ndeki fabrikalardan karşılanırken, bölgeyi sırasıyla 7 milyon 937 bin 400 tonla İç Anadolu Bölgesi, 6 milyon 499 bin 661 tonla Akdeniz Bölgesi izliyor. Türk Çimento Sektörüne Yabancı İlgisi Son duruma bakıldığında Türkiye’de 41’i entegre tesis, 19’u öğütme-paketleme tesisi olmak üzere toplam 60 adet çimento fabrikası faaliyet göstermekte. Bu fabrika ve tesislerin 16’sı yabancı sermayeli. Dünya genelinde büyük çimento şirketleri, kendi ülkelerinde edindikleri tecrübe ve fonlarla dünyaya açılıyor. Kişi başına tüketim açısından henüz doyuma erişmemiş, büyüyen pazar niteliklerine sahip Türkiye çimento pazarı ise, özellikle Avrupalı yatırımcıların ilgisini çekiyor. Türkiye’ye gelen yabancı yatırımcılar arasında Fransız Lafarge, İtalyan Set Italcementi ve Cementir, Fransız Vicat, Portekizli Cimpor, Mısırlı Orascom ve Alman Heidelberg bulunuyor. Bünyesinde 4 şirket olan SET ve 2 şirketli Lafarge grupları, etkin olan oyunculardan. Sabancı Topluluğu’ndan Akçansa’da, Heidelberg sermayesi mevcut. Çimentaş ve Konya Çimento da sektörün diğer yabancı sermayeli şirketleri. Dünyanın en büyük beşinci çimento üreticisi olan Italcementi'nin Türkiye'deki faaliyetlerini Set Group Holding yürütüyor. 1989'da özelleştirmeden aldığı 5 çimento tesisiyle Türkiye pazarına giren ilk yabancı çimento grubu Italcementi’nin, son 10 yılda Türkiye'ye yaptığı toplam yatırım tutarı 400 milyon dolar. İsviçreli Holcim, Meksikalı Cemex, Yunanistanlı Titan ve İrlandalı CRH ise, özelleştirme döneminde Türk firmalarının talipleri arasına giren diğer yabancı çimento devleri. Bu büyük global şirketlerin piyasaya giriş yapmış olmaları, sektörde teknolojik gelişme, ürün çeşitliliği ve çevre koruma gibi konularda gelişmelerin yaşanmasına da zemin hazırladı. Türk çimento üreticilerine strateji, müşteri hizmetleri, mevcut ürünlerde kalite artırımı gibi hususlarda öncülük eden yabancı yatırımcılar, sorumluluk alma konusunda yetersiz gördükleri yöneticilerin kültürel ve geleneksel alışkanlıklardan sıyrılıp inisiyatif kullanma ve karar verici konumuna gelmelerinde aracı oldular. Bu süreçle birlikte yerli ve yabancı sermayenin harmanlandığı Türk çimento sektöründe, her aşamada kalite bilinci üst düzeye ulaştı. Dişli Rakiplerle Etkin Mücadele Yabancı kuruluşların Türk çimento sektöründe etkin olmaları, ülkenin büyüyen pazar özelliği, coğrafi konumu ve mevcut yüksek üretim potansiyeline bağlanabilir. Üstelik yabancı yatırımcıların ilgisi bu kadarla da sınırlı kalacak gibi görünmüyor; çünkü çimento pazarında henüz bir ortaklık gerçekleştirmemiş yıldız Türk şirketlerinin sayısı bir hayli fazla. Bu şirketler finansal yapıları, lokasyonları veya ürün çeşitlilikleri ile yabancıların ilgisini fazlasıyla hak ediyor. Türk firmaları da global rekabet ortamında dışa açılarak büyümekten geri kalmıyor. Bunun en güzel örneklerinden biri Sabancı Topluluğu şirketlerinden Çimsa. Şirket, Cemex gibi dişli rakiplerine rağmen, dünyanın en büyük beyaz çimento pazarı olan İspanya'nın %20'sini ele geçirmiş durumda. Cemex’in bu yenilgi karşısında ilk girişimi ise, Çimsa fabrikasının bulunduğu Mersin'de dolum tesisi kurarak, beyaz çimento savaşını Türkiye'ye taşımak oldu.
Kamunun geniş çaplı toplu konut inşaatları, bankaların uygun koşullarla verdikleri konut kredileri ve bu kredilere uyguladıkları faizlerdeki düşüşe paralel olarak inşaat sektöründe yaşanan canlılık, çimento sektörünü de olumlu etkileyerek kapasite artırım kararlarına zemin hazırlıyor. Ancak fizibilite yapılmadan gerçekleştirilen yatırımlar, ilerleyen dönemlerde sektörde konsolidasyonu kaçınılmaz hale getirecek gibi. Çünkü gelişmeler, yeni fabrikalar kurmak yerine satınalmaların alternatif yatırım şekli olarak tercih edileceğini gösteriyor. Halihazırda iç talebi karşılamakta sıkıntı çekmeyen, hatta hatırı sayılır miktarda ihracat yapan çimentocuların yatırım hevesinin ise, sektörde büyük bir arz fazlası yaratması bekleniyor. Ardı ardına kapasite artırma kararı alan şirketler, gayrimenkul sektöründe henüz belirginleşmeyen ve itiraf edilmeyen durgunluktan olumsuz etkilenme tehlikesi ile karşı karşıya. Talebin gerilemesinin olası olduğu 2008 yılı, çimentocular için zor geçecek gibi. Irak pazarında yaşanan gerileme de hesaba katıldığında, kıran kırana bir rekabeti öngörmek çok da zor değil. Yıllardır bölgesel olarak çalışan çimento fabrikaları, rekabet nedeniyle artık ulaşabildiği her yere satış yapıyor. Rekabetin ön koşulu ise, fark yaratmak. Bu da sektör için zorluk demek. Standartlara uygun üretim yapma ve çevreye dikkat etme artık bir çimento fabrikası için yeterli değil. Farklı ürünler ve satış stratejileri geliştirmek, var olma mücadelesinde mutlaka yapılması gereken girişimler. İç piyasada yaşanan fiyat istikrarsızlığı, birçok üreticiyi ihracata yöneltiyor. 2003-2007 yılları arasında sanılanın aksine enflasyon rakamlarının altında kalan çimento fiyatları, %35 oranında artan enerji maliyetlerine rağmen aynı seviyelerde seyrediyor. Büyüyen iç ve dış pazar imkânlarına rağmen artan üretim maliyetleri ve düşük iç piyasa fiyatları kıskacındaki sektörün kârlılığını koruyabilme veya artırabilmesinin tek mümkün yolu, dış piyasalara ağırlık vermesi olarak görünüyor. Bu noktada Rusya, kaçırılmaması gereken bir fırsat. Bu yıl 4.5 milyon ton, 2009 yılında ise 7 milyon ton çimento ithal edecek olan Rusya, kısa vadede önemli bir potansiyele sahip. Türkiye ihracattaki sorunları çözüp arz fazlasını Rusya’ya yönlendirebilirse, yaklaşık 3 milyon tonluk ihracata imza atacak. Haksız Rekabete Kurban Gidiyor Sektörün sorunları arz fazlası ile sınırlı değil. Her ne kadar dünya ile rekabet edebilecek kalitede çimento üretilse de, altyapı (liman, demiryolu vb.), ülkenin genel ekonomik koşulları, elektrik ve yakıt maliyetlerinden kaynaklanan olumsuzluklar sektörü önemli ölçüde etkiliyor. Hammadde konusunda tamamen kendi kaynaklarına sahip sektör, daha çok enerji ve işletme malzemesi konusunda dışa bağımlı konumda. Kendi kaynaklarını, birçok sanayiye göre ileri durumda olan modern donanımlarla işleyerek yüksek üretim kapasitesini yakalayan sektör, ihraç limanlarının yetersizliği nedeniyle bu avantajını etkin bir şekilde kullanamıyor. Avrupa pazarlarına rakiplerinden daha yakın bir noktada yer almasına rağmen, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin limanlara uzaklığı ve yüksek navlun bedelleri, sanayinin geneli için büyük sorun teşkil ediyor. Ürünlerin ABD ve AB standartlarına uygun ve CE markasına sahip olması kalite açısından global pazarda rekabet gücü yaratırken; bu yüksek kaliteli üretim için rakiplerine göre yüksek girdi maliyetlerine katlanan ve neticede bunu fiyatlarına yansıtamayan Türk üreticiler, bir nevi haksız rekabete kurban gidiyor. Her şeye rağmen çimento sektörünün Türkiye’de risklerini belirlemiş ve bunu kitap haline getirmiş tek sektör olması, işin ciddiye alındığının en önemli kanıtı. Kendi alanında Avrupa Birliği (AB) çalışmaları ile iç içe olan ve Türkiye’nin AB’ye girmesi durumunda olası etkileri kestirebilen sektör, gerekli tedbirleri de zamanında alıyor. Çevre düzenlemelerinin Avrupalı üreticilere getirebileceği ilave maliyetler kısa vadede Türkiye’nin ihracat potansiyelini artırması açısından olumlu bir gelişme olsa da; AB’de yaşanabilecek olumsuz gelişmelerin orta ve uzun vadede Türk çimento sektörüne yansıma olasılığı da söz konusu. Bununla birlikte global pazarda var olabilmek için, ortak bir çevre mevzuatına uyum göstermenin kaçınılmaz olduğu ve Avrupalı çimento üreticilerinin karşı karşıya oldukları çevre kısıtlamalarına Türk üreticilerinin de hazır olmaları gerektiği unutulmamalı. Celal Çağlar OYAK Otomotiv ve Çimento Grubu Yönetim Kurulu Başkanı “Rekabet, satış alanlarını genişletti” 2001 krizi sonrasında durgun giden sektör, 2003 yılında büyük bir ivme kazandı. İnşaat sektörünün canlanması ile birlikte, çimento fabrikaları özellikle son 2 yılda en kârlı dönemlerini yaşadılar. Bu kârlılık ve ihracat imkânları, beraberinde yeni kapasite artışlarını getirdi. Yıllar itibarı ile üretim ve tüketim trendini değerlendirildiğimizde, üretilen çimentonun iç talebin üzerinde olduğunu görüyoruz. Buna rağmen kapasite artırma çalışmaları devam ediyor. Yeni yatırımlarla birlikte 2008 sonunda klinker üretim kapasitesi 12.3 milyon ton, 2009 sonunda ise 5.9 milyon ton artacak. Bu durumda Türkiye’de 2009 sonunda 63 milyon ton klinker kapasitesi oluşacak. Bu artışlar, sektörün yapısını değiştirmeye çoktan başladı. Eskiden çok daha yakın yerlere satış yapan fabrikalar, rekabet nedeniyle satış alanlarını genişletme yoluna gittiler. Yeni yatırımların etkisinin en çok Akdeniz Bölgesi’nde görüleceğini düşünüyorum. Zira en büyük kapasite artışlarının bu bölgede olmasına rağmen, inşaat yatırımları aynı ölçüde artış göstermiyor. Bu bölgede limana yakın fabrikalar, ihracat imkânları sayesinde rekabetten daha az etkilenecektir. Çimento, ihraç amacıyla üretilen bir ürün değil. Fakat iç talepten artan üretimin değerlendirilmesi amacıyla, özellikle liman ve navlun avantajı olan bölgelerden çimento ihracatı yapılıyor. Son yıllarda Orta Doğu ülkeleri, Türkiye ihracatı açısından önemli bir pazar konumunda. Ortadoğu ülkelerine yapılan ihracatın, çimento şirketlerinin kârlılıklarında büyük etkisi var. Orta Doğu ülkelerindeki çimento talebi 2008’de de devam edecektir. Özellikle 2007 yılı sonlarına doğru Rusya’da ortaya çıkan talep artışının da artarak devam edeceğini düşünüyoruz. Orta Doğu ve Rusya bizim için ideal bir ihracat bölgeleri 2006 ve 2007 ile kıyaslandığında, 2008 yılı çimento şirketleri açısından artan kapasitenin yaratacağı rekabetten dolayı sıkıntılı geçecektir. Bununla birlikte Orta Doğu ülkeleri ve Rusya ihracat pazarı sayesinde yurtiçi piyasadan çekilecek çimento, bu sıkıntıyı hafifletecektir. OYAK Çimento Grubu olarak 2007’yi başarıyla tamamladık. 2008’de ise, iç piyasada karşılaşacağımız zorlukları dış piyasaya yönelerek aşmayı planlıyoruz. Özellikle Ünye Çimento’nun nerdeyse yerel pazarı sayılabilecek Rusya, bizim için ideal bir ihracat alanı olacaktır. Orta Doğu ülkeleri ihracatının da önümüzdeki yıllarda devam edeceğini öngörüyoruz. |