Advertisement
Ana Menü
Anasayfa
Araştırmalar
Temel Eğitim
Etkinlikler
Basında Boryad
Hakkımızda
Arama
İletişim
Linkler
Haberler
English
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Hava Durumu
Ergun Özen, BORYAD Dergisi’nin Mart Sayısında Yer Aldı… PDF Yazdır E-Posta
06 03 2008

 Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen

“Türk Bankacılığı Altın Çağında”  

Ergun Özen, sahip olduğu potansiyel göz önüne alındığında sektörü daha parlak bir geleceğin beklediği görüşünde. Garanti Bankası, ulusal bir bankadan bölgesel bir bankaya dönüşme hedefinde.

İş ve finans çevrelerinde Türk bankacılığının çok iyi yerlere geldiği konuşuluyor… Bu noktada, Türkiye’nin en büyük bankalarından birinin yöneticisi olarak sizin yorumlarınız farklı bir öneme sahip. Türkiye’deki bankaların durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Türk bankacılık sektörü, son 20 yılda yaşanan bir çok krize rağmen her yıl ortalama %13 büyüyerek yaklaşık 500 milyar dolarlık bir aktif büyüklüğe ulaştı. Geçmişe kıyasla bugün sektörümüzün gerek yapısal gerekse operasyonel göstergeler açısından çok daha ileri bir düzeyde olduğu tartışılmaz. Dolayısıyla, Türk bankacılık sektörü altın çağını yaşıyor diyebiliriz. Ancak, sahip olduğu potansiyeli dikkate aldığımızda, sektörümüzü çok daha parlak bir geleceğin beklediğini söyleyebilirim. Dünden bugüne bankacılık sektöründe, öncelikli olarak müşteri profili ve iş yapış şekli değişti. 1990’lı yıllardaki yüksek enflasyon ve faiz ortamında Türk bankacılık sektörü, Hazine operasyonları ile sınırlı dar bir alanda faaliyet göstermek zorunda kaldı. Bu durum, sektörün sürdürülebilir bir şekilde büyümesinin önündeki en büyük engeldi. Siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanması, enflasyon ve faiz oranlarının hızla gerilemesi, kişi başına düşen GSYİH’nın önemli ölçüde artması ve kamu maliyesinde kayda değer başarıların sağlanmasıyla sektörün hitap ettiği kesim hızla genişledi. Kredilerin toplam bankacılık aktifleri içindeki payı 1990’lı yıllarda %40’lardayken günümüzde %50’lere yaklaştı.

 Gerçek bankacılığın öne çıkmasıyla bankalar artan bir şekilde sahaya inmeye başladı. Müşteri odaklılık, yenilikçilik, satış kültürü gibi kavramlar, bankaların stratejilerinde öne çıkan unsurlar oldu. İçinde bulunduğumuz yeni operasyonel ortam, bankaların istikrarlı bir şekilde büyümeleri açısından son derece elverişli. Müşteri tabanının genişlemesi, gelir düzeyinin artmasıyla mevcut müşterilerin hacimlerin büyümesi, müşteri farklılıklarının ürün zenginliği doğurması ve yeni ürünlerin kendi pazarlarını yaratması sonucunda, bankacılık sektörümüz çok daha derinleşecek ve büyüyecektir. Geçmiş dönemlerle kıyaslandığında, sektörün yapısal anlamda da önemli ilerlemeler kaydettiğini görüyoruz. Bağımsız denetim ve düzenleme otoritesi BDDK’nın kurulması ile başlayan süreçte, kamu bankalarındaki sorunların giderilmesi, sistematik risk yaratan sorunlu bankaların sektör dışına çıkarılması, uluslararası muhasebe sistemlerinin getirilmesi gibi bir çok yapısal reformla bankacılık sektörü çok daha sağlıklı temellere kavuştu. 2000-2001 krizlerinden çıkarılan derslerin de etkisiyle sektördeki risk yönetimi kültürünün de önemli ölçüde geliştiği bir gerçek. Tüm bu kazanımlar, sektörü iç ve dış şoklara karşı daha dirençli yaparken, bankaların sağlam adımlarla büyüme yolculuğuna devam etmesini sağlıyor. 

Garanti Bankası özelinde değerlendirirsek; banka nasıl bir dönem yaşıyor?  

Garanti Bankası, doğru bir öngörü ile çok uzun bir süre önce tüm faaliyetlerini, gerçek bankacılığın şartlarına uygun olarak yeniden yapılandırmıştı. Makro şartların elverişli hale gelmesiyle Garanti, sektördeki farklılığını hissettirmeye ve rekabet üstünlüklerini artan bir şekilde finansal sonuçlarına yansıtmaya başladı. Son 3 yıldır büyüme ve kârlılık anlamında kurumsal tarihimizin en parlak dönemlerini yaşıyoruz. 2007 yılı da kuruluşumuzdan bu yana geçen 61 yılın en başarılısı oldu. Müşteri odaklı sürdürülebilir büyüme stratejimizin kaçınılmaz bir sonucu olarak, nakdi ve gayri nakdi kredi toplamında Türkiye’nin lider bankası olduk. 66 milyar dolarlık konsolide aktif büyüklüğümüz ile sektörün en büyük ikinci özel bankası konumuna yükseldik. Faaliyet gösterdiğimiz tüm alanlarda pazar paylarımızı artırdık. Sektörün en önemli büyüme potansiyeline sahip alanlardan biri olan mortgage’da liderliği ele geçirdik. İştirak satış gelirleri dahil edildiğinde %40’a, hariç tutulduğunda %27’ye ulaşan ortalama özsermaye kârlılığı ile sektörün en kârlı bankalarından biri olduk. 

Garanti Bankası’nın bölgesel güç olma hedefini farklı platformlarda dile getirdiniz. Bu yolda ilerlemek adına nasıl bir strateji izlemeyi planlıyorsunuz? 

Sahip olduğu yetkinliklerle Garanti Bankası, ulusal bir bankadan bölgesel bir bankaya dönüşme potansiyeline sahip. Güçlü ortaklarımız Doğuş Grubu ve General Electric (GE) ile eşit ortaklık prensipleri çerçevesinde işbirliği yaparak bu potansiyelimizi kademeli bir şekilde gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda, uzun vadeli riske göre düzeltilmiş özsermaye kârlılığı ve büyümesi Türkiye’den az olmayan yakın çevredeki ülkeleri inceliyoruz. 

Yaptığımız çalışmalar sonucunda öncelikli olarak mevcut durumda %100 iştirakimiz Garanti Bank International (GBI) aracılığıyla faaliyet gösterdiğimiz Romanya pazarında büyüme kararı aldık. Oradaki şubelerimiz ağırlıklı olarak kurumsal bankacılık alanında faaliyet gösteriyordu. İlk olarak faaliyet alanımızı, bireysel bankacılık faaliyetlerini de kapsayacak şekilde genişletmeye başladık. Örneğin, başarılı kredi kartı programımız Bonus’u Romanya pazarına taşıdık. Aynı zamanda oradaki fiziki dağıtım kanallarımızı genişletme yönünde yatırımlarımızı da artırdık. Şu an Romanya’da 40’a yakın şubeye ulaşmış durumdayız. Bizim çalışmalarımızla eş zamanlı olarak Doğuş Holding, GE'nin Romanya'daki tüketici finansmanı faaliyetlerine ortak oldu. Aldığımız karar çerçevesinde, Doğuş ve GE’nin ortak olduğu tüketici finansmanı şirketleri ile bizim şubelerimizi aynı çatı altında birleştirmeyi planlıyoruz. Romanya pazarının yanı sıra, yüksek büyüme potansiyeli olduğuna inandığımız Ukrayna gibi diğer ülkelere girmek için de çalışmalar yapıyoruz. Bu alanda halen görüşmelerimiz devam etmekte. 2008 içinde bu ülkede bir satınalmayı gerçekleştirmiş olmayı hedefliyoruz. 

ABD’de başlayıp neredeyse tüm dünya piyasalarını etkisi altına alan mortgage krizinin Türkiye’ye yansımaları konusunda farklı görüşler söz konusu. Krizin Türkiye’yi etkilemediğini düşünenler de var, etkisinin ilerleyen dönemler hissedileceğini düşünenler de… Sizden genel bir değerlendirme alabilir miyiz? 

Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Amerikan konut piyasasında başlayan sorunlar, zamanla daha da derinleşti. Merkez bankalarının faizleri indirmesine ve piyasaya gerekli likiditeyi vermesine rağmen, finansal piyasalarda güven ortamı oluşturulamadı ve sorun mali sistem krizi haline geldi. Bu şartlar altında, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülke ekonomilerinde büyümelerin yavaşlayacağı ve global ölçekte risk iştahının bir miktar azalacağı öngörülüyor. Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeler grubu, son yıllarda gerçekleştirdikleri atılımlarla makroekonomik temellerini önemli ölçüde sağlamlaştırdı. Bu nedenle, son dönemdeki gelişmekte olan ülkelerde baş gösteren çalkantıda Türkiye gibi ülkeler güvenli liman olarak görülüyorlar. Ancak, ABD’nin dünya ekonomisinin %30’undan fazlasını oluşturduğu dikkate alınırsa, bu ülkedeki daralmadan diğer ülkelerin hiç etkilenmemesi düşünülemez. Bu bağlamda, ülkemizdeki büyüme oranlarında da bir yavaşlama olacağını, ancak yine de bu oranın %4’ün altına inmeyeceğini tahmin ediyoruz. Dünya’da global likiditenin ve risk iştahının azalması nedeniyle, Türk özel sektörünün uluslararası piyasalardan sağladığı fonlarda bir azalma ve maliyetlerde bir artış olabilir. BDDK verilerine göre, Aralık 2007 itibariyle 500 milyar dolar civarındaki bankacılık aktiflerinin yaklaşık %5’i sendikasyon ve seküritizasyon kredileri ile fonlanıyor.

Dengeli risk profilleri ve sağlam finansalları ile global finans piyasalarındaki güven krizinden uzak kalan Türk bankalarının bu borcu çevirmekte herhangi bir sıkıntı yaşayacaklarını düşünmüyoruz. Ancak mevcut şartlar altında bulunacak yeni fonların maliyetleri geçmişe kıyasla daha yüksek olacaktır. Bu durum, yurtiçi mevduat pazarındaki rekabeti de bir miktar artırabilir. Gelişmiş ülkelerde reel faizlerin negatife geçmesi ve negatif reel faizlerin bir süre daha devam edecek olması, TC Merkez Bankası’nın faizleri bir süre daha indirmesini kolaylaştıracaktır. Önümüzdeki dönemde, iç talebin ve sermaye hareketlerinin faiz oranına olan duyarlılığının azalacağını tahmin ediyoruz. Bu durumda, faiz indirimlerinin enflasyonist baskı yapma ihtimali de azalmaktadır. Türkiye açısından mevcut en önemli risk, hızlı bir sermaye çıkışı ile birlikte Türk Lirası’nın değer kaybı yaşaması. Bu durumun önüne geçilmesi veya TL’deki değer kaybının kademeli olması ve makroekonomik rakamlara minimum oranda yansıması için, yabancı yatırımcıları rahatsız edecek gündem maddelerinden kaçınılmalı, yabancı yatırımcı güvenini sağlayacak adımlar atılmalı. 

Türkiye ekonomisini önümüzdeki dönemde ne gibi gelişmeler bekliyor? Ekonominin genel gidişatıyla ilgili beklentileriniz ne yönde?

 ABD’de başlayıp, Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerine kadar yayılma eğilimi gösteren krizin Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri etkilememesi mümkün değil. Nitekim nispi etkilerine ilişkin öncü göstergeler de gelmeye başladı. Ancak, hangi derecede etkileyeceği belirsizliğini koruyor. 38 milyar dolara ulaşan cari işlemler açığı nedeniyle, Türkiye’nin konumu biraz daha kritik. Bu nedenle böyle bir dönemde, dünyada meydana gelen belirsizliklere ek olarak, iç dinamiklerden kaynaklanan belirsizlik yaratmamaya gayret edilmeli. 2008 yılına ilişkin makroekonomik hedeflerin ve öngörülerin gerçekleşmesi, büyük ölçüde uluslararası gelişmelere ve krizin ülkemizi etkileme derecesine bağlı. Ayrıca yurtdışı piyasalardaki bozulma ile daha bir önem kazanan mali disiplinin korunması için de, disiplini bozabilecek davranışlardan mutlaka uzak durulmalı. Bu dönemde gereken önlemlerin alınması ve iyi bir yönetim gösterilmesi hâlinde, global krizin ülkemize olumsuz etkilerinin ekonomide ciddi hasarlara sebep olacak boyutta olacağını sanmıyorum.  Enflasyonun yılsonunda %6.5 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyoruz. FED’in yapacağı indirimler doğrultusunda TC Merkez Bankası da faiz indirimlerine devam edebilir. Nitekim Merkez Bankası son faiz kararının ardından yaptığı açıklamada, global piyasalardaki gelişmelerin faiz kararı üzerindeki öneminin arttığını vurguladı. Bizim beklentimiz, kısa vadeli faiz oranlarının ilk 6 ayda en fazla %0.50, yurtdışı gelişmelere bağlı olarak da en fazla %0.75 indirileceği yönünde. 

Türk Lirası’nın dolar karşısındaki değerlenme eğiliminin sürüp sürmeyeceği konusunda öngörüleriniz neler? 

Dolar-YTL tahminlerini Eylül ayından bu yana kurşun kalemle yapıyoruz. Dolar-YTL ile ilgili tahmin vermeyi bıraktım, bunu doğru bulmuyorum. Şu anki beklentimiz, piyasa beklentisine paralel olarak, yıl boyunca ortalama 1,30 YTL civarında. 

Yabancı ortaklık, kurumsal yönetim anlamında Garanti Bankası’nda ne gibi farklılıklar yarattı? Garanti Bankası’nın kurumsal yönetime bakış açısı ve bu alandaki faaliyetleri nelerdir?

  Kurumsal yönetim anlayışının önemi, geleneksel yönetim anlayışlarına göre daha fazla katma değer yaratabilmesi ile beraber artmaktadır. Garanti, kurumsal yönetimi canlı bir süreç olarak görmekte ve bu alanda da paydaşlarına ve topluma verdiği önemle sürekli bir ilerleme kaydetmektedir. Kurumsal yönetim ilkeleri, yatırımcıların güveninin artırılması, sermaye maliyetinin düşürülmesi ve daha istikrarlı finansman kaynaklarının sağlanmasına yardımcı olmakta ve bu yönüyle finansman olanakları ve yatırım kararlarını etkilemektedir. Ayrıca, yatırımcıların yönetim altyapısı güçlü olan ülkeleri ve işletmeleri tercih etmeleri sebebiyle, uluslararası sermaye hareketlerinden (özellikle uzun vadeli yatırımlardan) daha fazla pay alabilmelerinde de önemli rol oynamaktadır. GE’nin Garanti’yi stratejik ortak olarak seçmesinin yıllardır süren kurumsal yönetime verilen önemin açık sonuçlarından biri olduğunu bu noktada belirtmek gerek. Garanti ve GE ortaklığının en önemli hususlarından biri “En İyi Uygulamalar”’ın her alanda karşılıklı paylaşımı. Bu anlamda kurumsal yönetim alanında da Garanti’ye değer katacak ve geliştirecek uygulamaları işbirliği içinde yürütmekteyiz. 

Garanti Bankası’nın hem kısa hem de uzun vadede kendine koyduğu hedefler ve bu doğrultuda attığı adımlar hakkında bilgi alabilir miyiz?

 Garanti Bankası olarak sürdürülebilir ve kârlı büyüme hedefimiz doğrultusunda faaliyetlerimizi yurtiçinde ve yurtdışında genişletmeye devam edeceğiz. Yurtdışındaki likidite ve büyüme sorunları nedeniyle 2008’e ilişkin bütçemizi temkinli bir şekilde yaptık. Genel hatlarıyla konuşacak olursak, %30 civarında büyümesini beklediğimiz toplam aktiflerimizin itici gücü yine krediler olacak ve menkul değerlerin toplam aktiflerimiz içindeki payı gerilemeye devam edecek. Sektör genelinde %25’ler seviyesinde büyümesini beklediğimiz nakdi kredilerde, sektörün üzerinde büyüyerek pazar payımızı artırmaya devam etmeyi ve Türkiye’nin en çok kredi kullandıran bankası konumumuzu pekiştirmeyi hedefliyoruz. Tüketici ve KOBİ kredileri, kredilerdeki büyümemizde etkin olacak. Aktif büyümemizi ağırlıklı olarak mevduat ile fonlamaya devam edeceğiz. Şube ağımızdaki genişlemenin de etkisiyle mevduatların toplam pasiflerimiz içindeki payını yükseltmeyi hedefliyoruz… Şubeleşme konusunda uzun vadeli hedefimiz 1.000 şubeye ulaşmak. Bu hedef doğrultusunda 2008’de 100-150 civarında şube açmayı planlıyoruz. 

Dünyanın önemli finans kuruluşlarını bir araya getiren Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (IIF) direktörler kurulu üyeliğine seçildiniz… Konuyla ilgili neler söyleyeceksiniz? 

IIF, risk yönetimi, iyi örneklerin paylaşılması, sektör standartların oluşturulması, finansal istikrarın sağlanması gibi konularda finans sektörünü desteklemek üzere 1983 yılından bu yana faaliyet gösteren global bir kuruluş. 65 ülkeden 370’ten fazla finans kuruluşunun katılımıyla oluşturulan IIF’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı, Deutsche Bank’ın Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Josef Ackermann yürütüyor. Başkan Yardımcılığını Citibank CEO’su William R. Rhodes’un yaptığı kurulda, aralarında Bank of America, Barclays, BNP Paribas, Credit Suisse, Commerzbank, HSBC, ING, Intesa, Société Générale ve UBS’in bulunduğu kurumlardan toplam 32 kişi görev yapıyor. Böyle seçkin bir kuruluşa direktörler kurulu üyesi olarak seçilmek gurur verici. Kurulda daha önce de Türk üyeler olmuştu. Bu durum, Türk bankacılık sektörünün global finans dünyası içindeki artan önemine güzel bir örnek.

Son Güncelleme ( 14 06 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >




© Copyright 2007 2008 www.boryad.org
oyun
hobi
teknolojijoomla