Araştırmalar arrow Haberler arrow Sinan Şahinbaş Bankacılık Sektörüyle İlgili Sorularımızı Cevapladı..
Advertisement
Ana Menü
Araştırmalar
Temel Eğitim
Etkinlikler
Basında Boryad
Hakkımızda
Arama
İletişim
Linkler
Haberler
English
Hava Durumu
Sinan Şahinbaş Bankacılık Sektörüyle İlgili Sorularımızı Cevapladı.. PDF Yazdır E-Posta
03 01 2008

Finansbank Genel Müdürü Sinan Şahinbaş Bankanın Yeni Yıl Planlarını BORYAD Dergisi’ne Anlattı…     

Sinan Şahinbaş; 2008 sonu pazar paylarını toplam nakit kredilerde %6.9'a, bireysel kredilerde ise %8'e çıkartmayı hedeflediklerini, mevduat toplamındaki pazar paylarını ise %4.8'e çıkartacaklarını ifade etti. Şube sayısını 2008'de 485'e; 2007'de %8 olan kredi kartı pazar payını da %9'a çıkarmayı planladıklarını belirten Şahinbaş, çalışan sayısında ise 1.100 kişilik bir artış yaşanacağını belirtti.

Yunanistan’ın en büyük bankası National Bank of Greece (NBG) ile yaptığınız ortaklıkta istediğiniz hedefleri yakaladınız mı? Ortağınızla çevre ülkelerde de (Türki Cumhuriyetler vs.) beraber çalışmalar yapmayı düşünüyor musunuz? 

Hisselerimizin NBG’ye satışından bu yana yaklaşık 16 aylık bir süre geçti. Finansbank, bu süreçte hızla büyüdü. Bu büyüme her noktada kendini gösteriyor. NBG, hem Yunanistan'da hem de New York'ta halka açık bir banka. Dolayısıyla, oradaki otoritelerin getirdiği birtakım kurallara uymakta. Risk yönetimi, denetim, kurumsal yönetim gibi konular açısından bize getirdiği önemli yenilikler, katkılar oldu. Onlar da bizden bazı başarılı uygulamaları alıyor. Doğal olarak, en iyi uygulamaları birbirimizden alıp kullanıyoruz.Hisse devrinden sonra, kullanmış olduğumuz yüksek faizli kredileri geri ödedik. NBG'nin Türkiye'ye olan taahhüdü, koyduğu sermaye ile sınırlı değil. Dolayısıyla, önümüzdeki dönem hem mali bünyede hem de diğer konularda önemli katkıları olmaya devam edecek. Finansbank’ın şu an için çevre ülkelerde genişlemeye yönelik bir çalışması yok. Ancak NBG’nin Güney Doğu Avrupa’da genişleme politikası devam ediyor. Bu durum tabii ki önümüzdeki dönemde bizim için de fayda yaratacaktır.

NBG’yle birleşme sonrasında şube sayısında ciddi bir artış yaşandı, ancak bu artış mevduat ve kredi pazar paylarına kısmi olarak yansıdı. Bu tabloyu hangi nedenlere bağlıyorsunuz?

Finansbank olarak 2006 yılında toplam 101 yeni şube açtık. 2006 yılını 308 şube ile kapadık. Şu anda da 400 şubemiz var. Yani 2007’de de 102 yeni şube açılışı yaptık. Şube sayılarındaki artış, aynı dönemde kredi ve mevduat paylarında da rakamlarımıza yansıdı. Fonlama maliyetlerimizin düşüşü, proje finansmanı çalışmalarındaki artış, Finansbank’ın performansını olumlu etkileyen faktörler. Özellikle kredilerde 2006 yılının ikinci çeyreğinde %5.5 olan pazar payımızı %6.2’ye çıkardık. Bireysel bankacılıktaki tüm ürünlerde önümüzdeki dönemde iki haneli pazar paylarına ulaşmak hedefimiz olacak.  

KOBİ’lere destek konusunda iddialı bir bankasınız. KOBİ bankacığında sizi diğer bankalardan ayıran özellikleriniz neler? Bu alanda uygulamayı düşündüğünüz yeni stratejileriniz var mı?

Son dönemlerde Türkiye'de KOBİ bankacılığı oldukça ön plana çıktı. Dünya ekonomilerinin de büyük ölçekli şirketler yerine KOBİ’lere yoğunlaştığı gözlemleniyor. Gelişmiş ülkelerde KOBİ’lerin GSMH’ye katkısı %50’lere yaklaşırken, kredilerden aldıkları pay %40 civarında. Bu rakamlardan da anlaşılacağı gibi, KOBİ bankacılığı dünyada da hızlı ve kârlı bir şekilde büyüyor. Gelişen dünyada Türkiye, büyük fırsatların olduğu ve KOBİ’lerin ekonominin temel taşını oluşturduğu bir ekonomik yapıya doğru gidiyor. KOBİ’ler de bu büyük fırsatlardan en önemli payı alacak kesim olarak gözüküyor.KOBİ'ler artık daha bilinçli. Sadece fiyata değil, aynı zamanda hizmet kalitesine de duyarlılık gösteriyor. Sadece finansal kaynağa değil, bilgi kaynağına da ihtiyaç duyuyorlar. Bu anlamda Finansbank olarak, bir yandan bankacılık ürün ve hizmetlerini geliştirirken, bir yandan katma değerli servislerle hizmet kalitemizi artırmayı misyon edindik. KobiFinans adını verdiğimiz projemizle, 3 yılı aşkın süredir KOBİ’lere bilgi ve danışmanlık desteği sağlamaktayız.

Son olarak Türkiye’de bir ilke imza atarak İkitelli’de “KobiFinans Danışma Merkezi”ni açtık.Finansbank ilk KOBİ bankacılığı çalışmalarını 2003 yılında başlatmış olmasına rağmen, şu anda çok yüksek pazar paylarına ulaşmış durumda. KOBİ bankacılığında ilk sektörel paketleri sunan banka, Finansbank oldu. KOBİ’lerin sektörel, coğrafi, dönemsel ve ekonomik ihtiyaçlarını dikkate alarak hazırladığımız paketleri müşterilerimize sunduk. Bu adım bizi farklılaştırarak, rakiplerimizin önüne geçmemizi sağladı. Mevcut stratejimizi önümüzdeki dönemlerde de geliştirerek sürdüreceğiz.

ABD bankaları özellikle mortgage krizi sonrasında risk yönetimi konusunda başarısız olmakla suçlandılar. Türkiye’deki bankaların risk yönetimi notları sizce nasıl?

Özellikle 2001 krizi sonrası, pazarda faaliyet gösteren bankaların risk yönetimi konusunda son derece başarılı olduklarını gözlemliyoruz. Operasyonel ve kredi riskinin yönetiminde tüm bankalarımız titizlikle hareket ediyor. Türkiye’de subprime piyasası oluşmadığı için bankalarımız bu krizden etkilenmeden çıktı.

Finansbank’ın halka açıklık oranı %1’in altında ve banka borsadan çıkmak istiyor. İkincil bir halka arza giderek Türk yatırımcıları kârınıza ortak etmek yerine, borsadan çıkmayı tercih etme nedenleriniz neler?

National Bank of Greece’in satın almasının ardından, borsadaki halka açıklık oranımız %0.62’ye kadar geriledi. Borsadan çıkmak istememizin sebebi, piyasada hisselerimizin likiditesinin olmaması. Hisselerimizi almak veya satmak isteyen müşterilerimiz likit olmayan hisselerle işlem yapmakta ve zorlanmakta. Yurtdışında bu şekilde likit olmayan hisse senetlerinin kalmasına izin verilmiyor. Bunun için regülasyon bekliyoruz ve borsadan çıkmak istememizin temel nedeni, küçük yatırımcıyı korumak diyebiliriz.

İş ve finans dünyasından Merkez Bankası’nın faiz politikalarına yönelik eleştiri sesleri özellikle son günlerde daha yüksek çıkıyor. Merkez Bankası’nın faiz politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Merkez Bankası’nın faiz adımları herkes tarafından gecikmiş bir adım olarak değerlendi. Ancak bu kararların hem iç, hem de dış dengelere bakılarak ertelendiği göz ardı edilmemeli. Faiz oranlarının 2008 yılının ilk 6 ayında 15, 2008 sonunda da 14 seviyelerine gerilemesini bekliyoruz.Ayrıca mevduat faizini Merkez Bankası’nın kararı değil, arz/talep belirliyor. Merkez Bankası faiz indirimleri mevduatlara tam anlamıyla yansımıyor. Bu geçmişte de böyleydi. Merkez Bankası’nın faiz oranlarını 13.25'lere düşürdüğü dönemlerde de mevduat faizleri 15.5 idi. Merkez Bankası son olarak faizleri 15.75’e indirdi, ama mevduat faizleri 17.75 civarında seyrediyor.  

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine, Türkiye’de ortaklığı bulunan Avrupalı şirketlerin bir etkisi olacağını düşünüyor musunuz?

Türkiye’deki tüm sektörlerde, yabancı satınalmalarında artış olduğunu görüyoruz. Bankacılık sektörü açısından bir değerlendirme yaparsak; 2005 yılının başından itibaren geçen 30 aylık süreçte satınalmalar hız kazandı, 15 yabancı ortaklık ve satınalma gerçekleştirilerek yabancı payı %38'e ulaştı. Bankaların hızla satılmasında birçok önemli etken vardı kuşkusuz. Bu etkenlerden biri de, Haziran 2004'te yayımlanan Basel II düzenlemelerinin gerektirdiği sermaye gereksinimini sağlamakta güçlüklerle karşılaşılacağının bilinmesiydi. Artan banka fiyatlarına olumlu yaklaşan yabancı yatırımcıların en önemli dayanak noktası ise, Aralık 2004'te ülkemizin Avrupa Birliği'ne aday ülke konumuna gelmesi olarak yorumlandı. Halen devam eden yabancı talebinin tabii ki başka sebepleri de var. Örneğin, artık doyma noktasına ulaşan Avrupa bankacılık sektöründe yeni girişimlerde bulunamayan bankaların, pazar paylarını ve aktiflerini büyütmekte zorlanması. Oysa Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, kâr marjları daralsa bile yine de Avrupa'dakinden yüksek. Bu durumun uzun yıllar daha böyle devam etmesi bekleniyor.

Bunun yanı sıra, 2015 yılında Avrupa'daki banka müşteri sayısının 10 milyon artarak 425 milyon kişiye ulaşacağı öngörülürken, Türkiye'de 28 milyon artarak 48 milyon kişiye ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu hesaplamalar çerçevesinde, gelecek 10 yılda Avrupa bankacılık sistemine 10 milyon müşteri girerken, Türk bankacılık sistemine 28 milyon yeni müşteri girecek. Bu rakamlar bile tek başına ülkemizdeki büyük potansiyeli gözler önüne seriyor. Bu büyüme potansiyelinin Avrupa’nın ekonomik süreçlerine fayda yaratması tabii ki mümkün. Bu işbirlikleri AB sürecinin baş rol oyuncuları olmayabilir; ancak kazan-kazan durumunun var olması nedeniyle itici bir güç oluşturacaktır.  

Yabancı ortaklık kurumsal yönetim alanında Finasbank’a neler kattı?

Bankamızda kurumsal yönetimin geliştirilmesine yönelik son yıllarda başlattığımız çalışmalar, NBG'nin ana hissedarımız olmasıyla birlikte hız kazandı. Bankacılık Kanunu ve diğer ilgili yerel düzenlemeler yanında, NBG’nin kurumsal yönetim prosedürü de dikkate alınarak yeni bir prosedür oluşturuldu. NBG'nin New York Borsası’na kote olması nedeniyle, bankamızda Sarbanes-Oxley Yasası'na uyum çalışmaları başlatıldı; bağımsız bir denetim şirketi tarafından da uyum düzeyimizin tespiti yapılmakta.  

Türkiye ekonomisi nasıl bir yıl geçirdi? 2008 beklentilerinizi alabilir miyiz?

2006’da yaşanan kur ve faiz şokunun ardından 2007, piyasalar için bir toparlanma senesi oldu. Makroekonomik verilere baktığımızda, 2006’da hedefin üzerinde kalan enflasyonun 2007’de gerilemeye devam ettiğini ancak yine hedefin uzağında kaldığını görüyoruz. Dezenflasyon ivmesinin yavaş kalmasına neden olan en önemli faktörler, gıda/enerji fiyatları ve vergi artışları olarak görülüyor. Burada vurgulanması gereken olumlu nokta ise, çekirdek enflasyonda devam eden düşüş eğilimi. Bu gösterge 2007 yılı içinde %8.9’dan %6.4’e kadar geriledi. Nitekim çekirdek enflasyondaki bu gerileme ve siyasi belirsizliklerin ortadan kalkması, Merkez Bankası’nın beklenen faiz indirimlerine başlamasını sağladı. Merkez Bankası’ndan son dönemde gelen açıklamalar, para politikasının hâlâ sıkı olduğuna ve kısa vadede geçici yükselişlere rağmen enflasyonda düşüş eğiliminin devam edeceğine işaret ediyor. Bu mesaj, 2008’de faiz indirimlerinin süreceğini gösteren en önemli kanıt.Büyüme cephesinde 2006’daki kur şoku, sıkı para politikası ve siyasi belirsizlikler özellikle iç talep büyümesini sınırladı. Buna karşılık ihracatın büyümeye katkısında kayda değer bir artış yaşandı.

Zaten yavaşlayan iç talebe karşın Eylül 2007 itibariyle büyümenin %4’ün üzerinde seyretmesinin ardındaki en önemli sebep de, güçlü ihracat performansı oldu. Yılın geri kalanında ihracattan büyümeye gelen katkının azalmasını bekliyoruz; ancak iç talepteki ılımlı toparlanmanın desteğiyle 2007 büyümesinin %4.5–5 aralığında kalacağını tahmin ediyoruz.İç talepteki ivme kaybı ve YTL’deki zayıflamanın gecikmeli etkileri, dış dengede sınırlı da olsa bir düzelmeyi mümkün kıldı. Kriz sonrası dönemde ilk kez olarak cari açığın GSYİH’ye oranının 2006’ya göre azalacağını öngörüyoruz. Bu oransal iyileşmeye rağmen cari açığın mutlak seviyesi, yine önceki yıla oranla artmış olacak. Dış denge cephesindeki en olumlu nokta ise, cari açığın finansmanında doğrudan yabancı yatırımların önemli yer tutuyor olması. Son 12 ay itibariyle yaklaşık 20 milyar dolar seviyesinde bulunan net doğrudan yabancı yatırımlar, cari açığın %58’lik bölümünü finanse ediyor. Ancak her ne kadar finansman görünümü iyileşmiş olsa da cari açığın boyutu, Türkiye’nin uluslararası piyasalarda risk algısındaki değişimlere olan hassasiyetinin devam etmesine neden oluyor.2007 yılında seçim sürecinden en önemli zararı maliye politikası gördü. Gelirler tarafında vergi tahsilatı hem ekonomideki yavaşlama hem de vergi indirimlerinden olumsuz etkilendi. Öte yandan, faiz dışı harcamalar seçim öncesi dönemde yüksek bir ivmeyle arttı. Ağustos sonrası dönemde harcamalar tarafında bir disiplin hakim olsa da, bu disiplinin yılın ilk yarısındaki bozulmayı telafi etmek için yeterli olmayacağını ve IMF tanımlı faiz dışı fazlanın %6.5’lik hedefin hayli altında kalacağını düşünüyoruz. Ancak son aylarda gözlenen harcama disiplini, 2008’de %5.5’lik hedefin tutturulması için umut vaat ediyor.

Küresel piyasalarda tablo nasıl olacak sizce?

2008 yılı görünümünde en önemli ve dikkat çekici belirsizlik, küresel piyasaların seyri. Makroekonomik tahminlerimiz küresel ekonominin yavaşlayacağı, ancak durgunluğa girmeyeceği yönünde. Böyle bir konjonktürün, gelişen piyasaları desteklemeye devam edeceğini düşünüyoruz. Bu varsayım paralelinde enflasyonun, belirsizlik aralığının üst sınırı olan %6 civarında gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Bu tahminimiz, Merkez Bankası’nın projeksiyonlarından daha karamsar; ancak faiz indirimlerinin yılın ilk çeyreğinde de sürmesini bekliyoruz.

Merkez Bankası’nın ilk çeyrekten sonra gevşeyen para politikasının enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini incelemek için faiz indirimlerine ara vereceğini düşünüyoruz. Ancak Merkez Bankası’nın 2008 sonlarına doğru faiz indirimlerine yeniden başlama fırsatı bulacağı ve politika faizinin yıl sonunda %14’e düşeceği kanaatindeyiz. Doğal olarak bu tahminimiz global koşulların destekleyici olacağı ve mali disiplinin devam edeceği varsayımlarına dayanıyor ve bu koşulların yerine gelmemesi durumunda Merkez Bankası’nın tahminimizden daha ihtiyatlı olması ihtimali gündeme gelebilir. Beklentimiz; 2008’de ekonomik büyümenin faiz indirimlerinin de desteğiyle bu yıla göre hızlanması ve %5.7’ye yükselmesi. Büyümedeki bu hızlanma ve yüksek seyreden enerji fiyatlarının etkisiyle cari açık/GSYİH oranının yine artış trendine girerek %8’e doğru yükseleceğini tahmin ediyoruz. Özelleştirme gündeminin yüklü olduğu düşünülürse; Türkiye doğrudan yabancı yatırım çekmekte sorun yaşamayacak ve önümüzdeki yıl küresel risk iştahında ciddi bir sorun olmadığı takdirde, doğrudan yabancı yatırımları 18-22 milyar dolar seviyelerinde gerçekleşecektir. Ancak finansman görünümünün olumlu olmasına rağmen cari açık Türkiye ekonomisinin yumuşak karnı olmaya 2008’de de devam edecek.   

Finansbank’ın yeni yıl ajandasında neler yazılı?

Yeni yıl ajandasında A planımızı 2007'deki gibi büyüyeceğimize yönelik bir bütçeyle hazırladık; B planımızı ise 2008'deki büyüme hedeflerimizi revize etmek veya yavaşlatmak olarak belirledik. Ancak şunu net olarak söyleyebilirim, Türkiye iyiye de gitse, kötüye de gitse Finansbank büyümeye yönelik pazar paylarını revize etmeyecek. Yani A planımız, bütün enstrümanlarda pazarın üzerinde büyümek, B planımız ise yine toplam üzerinde büyümek, ama pazara paralel olarak büyüme oranlarını küçültmek olacak. Çalışan sayımızda 2008 yılında 1.100 kişilik bir artış yaşanacak. 2008 sonu pazar payımızı toplam nakit kredilerde %6.9'a, bireysel kredilerde ise %8'e çıkartmayı hedefliyoruz. Mevduat toplamındaki pazar payımızı ise %4.8'e çıkartacağız. Öte yandan şube sayımızı 2008'de 485'e; 2007'de %8 olan kredi kartı pazar payını da %9'a çıkarmayı planlıyoruz.

Son Güncelleme ( 21 01 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
© Copyright 2007 2008 www.boryad.org
using joomla
dizi oyunlar