|
“Mikro kredilerde sıçrama yapacağız”
Şekerbank’ın hedefi, 2007 performansını bu yıl da yakalamak. Mikro kredi boyutunu artıracaklarını söyleyen Hasan Basri Göktan, tarıma yönelik bankacılıkta da öncü olacaklarını ifade ediyor. BORYAD'ın sorularını yanıtlayan Hasan Basri Göktan: “Kurumsal yönetim çalışmalarımızı ileri safhalara taşıdık ve bu konuda bir kalite belgesi almak için hazırlıklara başladık. Yakında kurumsallaşma kalite belgesi almak için müracaat edeceğiz.” dedi.
Yurtdışında bankacılık sektörü ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldı. Ancak Türkiye’de banka kârlarının arttığını görüyoruz. Türkiye’nin bankacılık sektöründe iyi bir noktaya geldiğini söyleyebilir miyiz? Türkiye’de bankacık sektörünün iyi bir yere geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bankalar, hem mali yapıları hem de işleyiş bakımından çok daha üst bir konumdalar artık. Türkiye’deki bankalara, Basel II kriterleri ve uygulamalarıyla ilgili direktif verenleri görüyoruz. Avrupa ve ABD’de birçok banka zarar açıklarken, Türkiye’deki bankalar ciddi bir yükseliş trendinde. Demek ki bazı şeyleri biz onlardan daha başarılı bir şekilde uyguluyoruz. Bankacılık sektörü, Türkiye’de başarılı bir şekilde yoluna devam ediyor. 2001 krizinden ve sonrasında başlayan yabancı ortaklık rüzgarından en çok etkilenen sektör bankacılık odu. Ancak her ortaklığın Türk bankalarına iyi geldiğini söylemek zor. Şekerbank, Kazak Turan Alem Grubu ortaklığında hedeflerini yakaladı mı? Oluşturduğumuz plan doğrultusunda yola çıktığımızda, kendimize “stratejik ortaklık” hedefi koymuştuk. Zaten bu hedefimizi de yakaladık… Şekerbank olarak hiçbir zaman “hisselerimiz satalım ve bu sektörden çıkalım” diye düşünmedik. Stratejik ortaklık kuralım ve ortağımız bize mali bakımdan destek, uluslararası bir prestij sağlasın istedik. Ülkenin şartlarını ve dinamikleri bildiğimiz için de yönetimde bizim söz sahibi olmamız gerekiyordu. Dolayısıyla, tüm bu hedeflerimizi kapsayan bir ortaklığa imza atmış olduk. Ortaklık sonrasında Şekerbank’ta neler değişti? Her şeyden önce hedeflerimize uygun bir stratejik ortak bulmak, büyük bir motivasyon kaynağı oldu bizim için. Bu ortaklıkla Şekerbank, globalleşen piyasalarda yerini buldu. Yarıştan geri kalmadığını, yeni sisteme hazır olduğunu belirtmiş oldu. Diğer taraftan, mali verileri değişti… Nakit girişi sağlayarak sermaye artırımı yaptı. Tüm bu değişimler doğrultusunda yeni bir iş planı oluşturuldu; dünyaya bakış açısı değiştirildi. Yeni iş planımız, sektörde büyüme iddiasını içeriyordu. Kendimize “2010 yılında Türkiye’nin ilk 10 bankasından bir olmak” hedefini koyduk. Agresif bir büyüme planı çerçevesinde hareket ettik. Bankanın 2007 göstergeleri için, agresif büyüme planının yansımaları diyebiliriz. Şu anki konumumuz; globalleşen piyasalara adapte olmamız, güçlü bir ortaklık kurmamız, yeni bir iş planı yapmamız ve sermayemizi %220 oranında artırmamızın bir sonucu. Ben bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum… Bankacılık sektöründe yabancıların payı özellikle son yıllarda büyük bir hızla arttı. Yabancı bankalar, sektöre adım atarken büyük paralar verdiler; sektörden çıkan hissedarlar da ciddi miktarlarda paralar aldılar tabii. Ancak sektöre giriş yapan hiçbir yabancı kuruluş, cebinden taze para çıkarıp vererek bankanın sermayesini artırmadı. Bunu Şekerbank olarak ilk defa biz gerçekleştirdik. Türkiye’ye 2 türlü para transferi yapmış olduk; hem bankanın hisse bedellerini hem de sermaye transfer ettik. Küçük bir Batılı banka da daha sonra benzer bir girişimde bulundu. Onun dışında büyük hisseler alan bankalar da dahil, hiçbir yabancı kuruluş nakit sermaye getirmedi. 14 yıldır Şekerbank Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğü görevlerini birlikte yürütüyorsunuz. Bu ay genel müdürlük görevinizi Meriç Uluşahin’e devrettiniz. Bu görev paylaşımından ne gibi sonuçlar bekliyorsunuz? Görev paylaşımına gitmekteki amacımız, güzel bir denge yakalamak. Birikim ve deneyim ile gençlik ve yeniliğin harmonisini elde etmek istiyoruz. Şekerbank, önümüzdeki yıl 55. yaşını kutlayacak. Bizim bazı değerlerimiz var. Şekerbank’ı ilk kuranlar, Pancar Kooperatifleri’nin ortakları. Geçtiğimiz dönemlerde reklamlarımızda şunu söylüyorduk: “Şekerbank’taki her 1 liranızın 1 milyon kefili var.” Çünkü Pancar Kooperatifleri’nin 1 milyon üyesi vardı. Böyle bir geçmişe sahip olan Şekerbank, geleceğe taşınırken de bu yapısını bozmadı. 1 milyon kefili belki de 5 milyonlara taşıdı. Bugün hisselerimizin %32’si borsada işlem görüyor. Borsadaki hisselerimizin yaklaşık %14’ü de yabancı yatırımcıların ellerinde ve önemli bir kısmı da emeklilik fonlarına ait. Kısacası artık sadece Türkiye’de değil, dünyanın farklı yerlerindeki yatırımcılar da Şekerbank’a güveniyor. Bu durumu “Şekerbank, değerlerini ve iş anlayışını globalleşme sürecinde de korudu” şeklinde okuyabiliriz. Şekerbank’ın temel değerlerini, birikimini temsil eden bir yönetim kurulu başkanı ile gençliği, dinamizmi ve yeniliği temsil eden bir genel müdür, çok büyük bir sinerji yaratacaktır. Bu yeniliğin bizim için çok farklı ve özel bir anlamı daha var: 55 yaşını kutlayacak olan Şekerbank ilk defa kendi içinden bir genel müdür çıkarıyor. İnsan kaynaklarımızın “kariyer” yaklaşımının bir sonucu bu. Şekerbank’ın çok iyi yetişmiş, genç, çalışkan ve dinamik bir kadrosu olduğunun herkes tarafından daha net algılanması açısından büyük önem taşıyor. Bankanın yaş ortalaması 34-35; her biri kendi alanında çok iyi yetişmiş canlı bir kadro var arkamızda. Bu potansiyeli içeriden gelen bir genel müdürün daha da hareketlendireceğini düşünerek böyle bir karar verdik. Çok başarılı sonuçlar doğuracağı inancındayım. Bankalar arasında var olan ve dönem dönem kızışan rekabete gelmek istiyorum… Bankalar müşterilerine yeni ve farklı hizmet seçenekleri sunarak fark yaratma yoluna gidiyor. Şekerbank’ın “farklılıkları” neler? Ben bunu daha önce de birkaç platformda dile getirdim ama tekrar söylemek istiyorum: Artık rekabetin dozunu kaçırıyorlar. Rekabet, gelişen ekonominin dinamiğidir. Rekabet olmadan gelişim olmaz. Ancak günümüzde tadı kaçan, ölçüsüz rekabet yöntemleri söz konusu. Dikkat edilmesi gereken hususlar gözden kaçırılmamalı. Her banka farklı ürün seçenekleriyle müşterilerine ulaşmaya çalışıyor. Biz Şekerbank olarak bu farklı ürünlerin hepsinde varız. Ama her şeyi ölçüp biçiyoruz. Bankacılık kâr elde etme sanatı olduğu kadar, aynı zamanda riski yönetme sanatıdır. Geçmişte, iyi yönetilemeyen riskin ne boyutta zararlara yol açtığını hepimiz gördük. Çok sayıda banka maalesef iflas etti… Biz her sahada varız, ama ölçülü rekabetten yanayız. Neticede hepimiz bankayız, aynı ürünleri pazarlıyoruz… Şekerbank’ın fark yarattığı nokta; müşterinin zor gününde yanında olması. Bizim şubelerimizde çalışan arkadaşlarımızla müşterilerimiz aile yakınlığı içerisindedir. Dededen torununa uzanan müşterileri skalamız var. Anadolu’nun bazı yerlerindeki şubelerimizin yeri 30 yıldır değişmiyor. Bizim diğerlerinden farkımız, müşteri ilişkilerine verdiğimiz önemin derecesi. Bugün Türkiye’deki önemli şirketlerin birçoğunun kuruluş sermayesinde Şekerbank’ın katkısı var. Bu, diğer nesillere de aktarılacak bir güven demek. Anadolu bankacılığı, tarıma yönelik bankacılık Şekerbank tarafından sıkça telaffuz ediliyor… Anadolu bankacılığından kastımız, bankacılık hizmeti almayan yöre ve kişilere gitmek. Daha önce gidilmeyen yerlere ulaşarak oradaki müşterilere hizmet vermek. 2007-2010 iş planımızı yaparken, şubeleşme politikamızda bu anlayışa özellikle dikkat ettik. Diğer taraftan, “mikro kredi” diye adlandırdığımız yapıyla küçük işletmelere, esnafa kredi desteği verme kararı aldık. Bizim bundaki amacımız; üretimi teşvik etmek. Tüm bu adımlarımız, biraz önce değindiğim geleneklerimizin, müşteriyle olan duygusal bağımızın bir yansıması. Şekerbank, pancar çiftçilerinin kurmuş olduğu bir banka. Dolayısıyla, kuruluşundan itibaren tarımla iç içe. Geçmişte şeker pancarı çiftçilerine verdiğimiz krediler vardı. Şimdi yelpazeyi genişleterek sadece pancar çiftçisine değil, tarım üreticilerinin geneline hizmet vermeye başladık. Portföyümüzdeki tarım kredilerini artırarak büyümeye devam edeceğiz. Tarıma yönelik bankacılılıkta öncü olma görevini üstleneceğimizi düşünüyorum. Globalleşen piyasalar, yabancı yatırımcıların ağırlığının artması gibi etkenler, kurumsal yönetim anlayışını daha üst bir boyuta taşıdı. Şekerbank’ın kurumsal yönetime bakış açısı ve bu alandaki faaliyetleri neler? Kurumsal yönetim her şeyden önce şeffaflık ve hesap verilebilirlik demek. Şekerbank zaten bir kişi ya da ailenin değil; toplumun bankası. Kuruluş nedeni, hedefleri belli. Kurumsal yönetim bizim her zaman için ölçümüz oldu. Yönetim kurullarında bağımsız üye bulundurmak, bilançolarını açık bir şekilde ilan etmek, halka açık olmak, çalışanların aldığı ücreti açıklayabilmek, birtakım ilkelere uymak, personelini eğitmek… Saydığım tüm maddelere hatta daha fazlasına azami gayret gösteriyoruz. Şekerbank çalışanları bankayla iş yapmazlar. Bankanın üst düzey yöneticilerinin hiçbirisi Şekerbank hisselerini borsada alıp satmazlar. Bu konularda son derece hassasız. Biz 10 yıl önce halka açıldık ve ne yönetim kurulu başkanı olarak ben ne de ailem tek bir Şekerbank hissesi alıp satmamışızdır. Şeffaflık bizim için çok önemli ve vazgeçilmez bir ilke. Zaten bu çalışmalarımızın da sonuçlarını alıyoruz. Örneğin, yabancı yatırımcılar, emeklilik fonları, gönül rahatlığıyla Şekerbank’a yatırım yapabiliyor. Bu güveni sağlamak çok önemli. Bizim bir “kurumsallaşma yönetmenliği” sistemimiz var. Kurumsal yönetim çalışmalarımızı ileri safhalara taşıdık ve bu konuda bir kalite belgesi almak için hazırlıklara başladık. Yakında kurumsallaşma kalite belgesi almak için müracaat edeceğiz. Merkez Bankası’nın faiz politikasıyla ilgili olarak farklı görüşler var. Siz MB’nin faiz politikasını nasıl buluyorsunuz? Bu yıl nasıl bir strateji izleyecek sizce? Merkez Bankası’nın faiz adımlarını doğru bulduğumu söyleyebilirim. Bu yıl nasıl bir politika izleyeceğini öngörmek zor tabii. Ama faizlerde çok hızlı bir düşüş beklemiyorum. Genel anlamdaki faiz hareketleri, dünyadaki ekonomik konjonktür çerçevesinde şekillenecektir. Zaten enflasyonda büyük bir sapma oldu. Faiz indirimleri aynı şeklide devam ederse, enflasyon rakamları tekrar ikili hanelere çıkabilir. Türkiye’nin en önemli bankalarından birinin başındasınız. Türkiye ekonomisinin 2008 fotoğrafında neler görüyorsunuz? Türkiye’nin makro dengelerinde ciddi bozukluklar baş gösterdi. Mali disiplinin devam ettirilip ettirilemeyeceği belli değil. Mikroekonomide henüz yapılmayan bazı ayarlamalar söz konusu. Global piyasalardaki hareketlilik sürmesine rağmen Türkiye’ye para girişinin devam edeceği kanaatindeyim. Ancak cari açık hâlâ hepimizi düşündüren bir sorun. Şu an için finanse ediliyor, ama edilemediği takdirde ne yapılacağının açık ve net olarak ortaya konulması lazım. Yurtdışı piyasalarında yaşanan olumsuz gelişmelerin büyük çaplı bir etkisi olur mu? ABD ekonomisinde sorunlar büyüdükçe, yatırımcılar, aralarında Türkiye’nin de olduğu gelişmekte olan ülkelere daha çok yönelecektir. Bir anlamda zararlarını telafi etme yoluna gidecekler. Bu da para girişi olacağı anlamına geliyor. Ama geçen yıla göre daha ihtiyatlı bir yaklaşım içinde olacaklardır. Şekerbank’ın 2007 karnesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ben bu değerlendirmeye halka açıldığımız günden başlamak istiyorum… Halka açıldığımızda kapanış fiyatımız (bugünkü rakamlara dönüştürüldüğünde) 0.13 YTL’ydi. Borsadaki işlem hacmimiz 65 milyon, piyasa değerimiz 56 milyon dolar, defter değerimiz ise 0.94 YTL idi. 2004 yılına geldiğimizde, bu rakamların çok da değişmediğini görüyoruz. Kapanışımız 0.40 YTL, işlem hacmimiz 309 milyon YTL, piyasa değerimiz 100 milyon dolar; defter değerimiz ise daha aşağılarda seyrediyor. 2005’e baktığımızda ise bu rakamların çok büyük ölçüde arttığı göze çarpıyor: Borsa kapanış fiyatımız 1.82 YTL, işlem hacmimiz 2 milyar dolar, piyasa değerimiz ise 450 milyon dolar olarak gerçekleşmiş. Elimizdeki son rakamlara göz attığımızda ise tam bir “sıçrama” yaşandığını söyleyebiliriz. Kapanış fiyatımız 4.98, işlem hacmi 4.5 milyar YTL, piyasa değeri 1.7 milyar dolar, defter değeri ise 2.39. 2005 yılı için sıçrama döneminin başlangıcı diyebiliriz… Kesinlikle. Kalıcı istikrarı da 2006-2007 yılları arasında yakaladık. 2007’nin ilk 9 aylık verilerine bakarsak; sektör aktiflerde 1.77 büyürken Şekerbank %11 büyümüş. Bu çok ciddi bir büyüme oranı… Sektör kredilerde %5.98, Şekerbank %11 büyümüş. Mevduatta sektör 0.60 büyürken, biz biraz küçülmüşüz. Bunun sebebi ise, maliyetten kaçmak istememiz. Diğer taraftan, %200 sermaye artırımı yaptık. Özkaynak büyüklüğümüz 2006’ya göre %90 artış gösterdi. Faiz gelirlerimiz ise %80 arttı. Bu verilerin hepsi Şekerbank’ın 2007 performansını ortaya koyuyor. Şekerbank’ın 2008 yılı için hedef ve planları nelerdir? Hedefimiz, 2007’de gösterdiğimiz performans derecesini yakalamak. İş planımızı ve bütçemizi bu büyüklüklere göre yaptık. 2008 sonunda kredilerde, aktif büyüklükte ve kârlılıkta asgari %50 büyümeyi planlıyoruz. Şu anda 232 olan şube sayımızı yıl sonunda 270’e çıkaracağız. Bu yıl esas sıçramayı mikro kredilerde (esnaf kredilerinde) yapacağız. Kredi hacmimizin %10’unu bu alana tahsis etmeyi düşünüyoruz. 2007’de 15 milyon YTL olan mikro kredi boyutumuz, 2008’in sonunda 150 milyon YTL’ye çıkacak. Bu uygulamayı şu an için 20 şubede yapıyoruz; 2008’in sonunda 100 şubede mikro kredi veriliyor olacak. Yakında KfW (Alman Kalkınma Bankası) ile mikro kredilerin finansmanı için 20 milyon euroluk bir kredi anlaşması yapacağız. Türkiye’de borsa yatırımcılarını temsil eden ilk sivil toplum örgütü olan BORYAD hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz? İstanbul’u finans merkezi yapalım diye her yerde söylüyoruz. Ama para piyasalarını geliştirmeden İstanbul’un finans merkezi olması mümkün değil. Piyasaların geliştirilmesinde de BORYAD gibi sivil toplum örgütlerine çok büyük görevler düşüyor. Yatırımcıların eğitilmesi, piyasalara kazandırılması ve haklarının korunması bir bütün olarak ele alınmalı. Sivil toplum örgütleri sadece yatırımcının koruyucusu değil, aynı ölçüde eğitmeni ve yol göstericisi de olmalı. |