|
İMKB Başkanı Hüseyin Erkan “İstanbul, bölgenin en büyük finans merkezlerinden biri” İMKB Başkanı, “her ile bir endeks” projesinden Atina Borsası’yla işbirliğine, İstanbul’un “finans merkezi” yolculuğundan İMKB’nin özelleştirilmesine kadar merak edilen tüm konuları yatırımcılar için değerlendirdi.
Küçük yatırımcının borsaya yeniden dönmesi için yeni bir eylem planı düşünüyor musunuz? Küçük yatırımcının borsaya olan ilgisi devam ediyor. Bu katılımı daha da ileri bir boyuta taşıyabilmemiz için ilgili tüm kurumlarla ortak çalışmalar yürütmemiz gerekiyor. Biz bir pazar yeri işletiyoruz. İMKB teknik bir işlem platformu, tek başına yeterli olamaz. Yatırımcıların haklarının korunması, yatırımcıların borsaya yönelmesi için belli teşviklerin sağlanması gibi konular, SPK, Maliye Bakanlığı gibi kurumları da ilgilendiriyor. Hep birlikte hareket etmemiz lazım. Özellikle geçmişte kapatılan, el konulan bankalar ve bunların sonucunda mağdur olan yatırımcılarla ilgili SPK ve Maliye Bakanlığı’na önerilerimiz oldu. Mevzuata göre sadece hakim ortakların hisselerine el konuluyordu ancak yapılan değişiklikle tüm ortakların hisselerine el konulması gündeme geldi. Bu noktada TMSF’nin de görüşlerine saygı duymak lazım. Çünkü çoğu zaman “hakim ortak kimdir, küçük ortak kimdir” ayırımını yapmak çok zor olabiliyor. Hakim ortağın da şirketin halka açık kısımda belli bir oranda pay sahibi olduğu durumlar ortaya çıkabiliyor. Bunun da takip edilmesi, tahmin edileceği üzere çok zor. Mevzuat değişikliği hususundaki durumun bu mantığa dayandığını düşünüyorum. Bu bankalar hâlâ faaliyetlerini sürdürüyor… Evet, ortada bir gerçek var. El konulan bu bankalar batmadı, kurtarıldı. Bir kısmı satıldı. Sonuç olarak bu bankalar faaliyetlerini devam ettiriyorlar. Bu arada olan küçük yatırımcıların hisselerine oldu. Şu gerçeği hiçbir zaman unutmamak gerekiyor: Hisse senedi garantili bir yatırım değildir. Siz şirketin kârına da zararına da ortaksınız. Hakim ortağın verdiği yanlış kararın zararını küçük ortağın çekmesi tabii ki yanlış. Ama siz şirketin tüm faaliyetlerine ortaksınız. Bu çok ince bir ayardır. Hukukçuların, BDDK’nın, SPK’nın, TMSF’nin ve Maliye Bakanlığı’nın bir araya gelerek bu konularda bir düzenleme yapması gerekiyor. Biz de elimizden geldiğince yatırımcı haklarının korunması konusunda önerilerde bulunuyoruz. Halka arzların artırılmasına yönelik başlattığımız çabaya ilaveten, talep tarafının da güçlendirilmesi gerekiyor. Halka arzlarda, yerli yatırımcıya verilen tahsisatın artırılmasına yönelik önerilerimiz var. Bireysel yatırımcının, kurumsal yatırımcılar vasıtasıyla borsaya girmesini tavsiye ediyoruz. Küçük yatırımcı hangi hisseye yatırım yapması gerektiği konusunda yeterli bilgiye sahip olamayabiliyor. Yatırımını, duyduğu tavsiyeler doğrultusunda yönlendirebiliyor. Ortağı olacağınız şirketin seçimi çok önemli. Yatırım sonrasında da şirketin faaliyetlerinin takip edilmesi gerekiyor ve tüm bunları yatırımcı göz ardı edebiliyor. Bu yüzden, yatırımlarını onların adına karar veren yatırım fonlarına emanet etmelerinde fayda görüyorum. Türkiye’deki yatırım fonlarının durumunu nasıl görüyorsunuz? Türkiye’de yatırım fonları yeterince büyümedi. Yine de uzun vadede baktığınızda, hisse senedinin ya da hisse senedi ağırlıklı A tipi yatırım fonlarının getirisi, neredeyse hiçbir yatırım aracında yok. Kısa vadede bu durumlar pek tabii değişebilir. SPK’nın yapmış olduğu çalışmalar sonucunda, “Korumalı Yatırım Fonları” gibi bazı yeni modeller ortaya çıktı. Bu tip yeni enstrümanlar, yatırımcının haklarını korumaya, onların zararını minimize etmeye yönelik olarak yapıldı. Ben bunun gibi yeni seçeneklerin piyasamızı büyüteceğine inanıyorum. Bireysel emeklilik fonları da küçük yatırımcıların piyasaya katılmasına yardımcı olan bir diğer kurumsal yatırım örneği. Şimdiye kadar bireysel emeklilikte 5-6 milyar YTL’lik bir fon birikmiş. Bu fonlarda vergi muafiyeti sadece asgari ücretle sınırlı. Vergi muafiyetinin artırılması hem bu fonların büyümesine yardımcı olacak hem de onların vasıtasıyla piyasamıza gelecek olan kurumsal yatırımcıyı teşvik edecektir. Kısacası, küçük yatırımcıların bu tip kurumsal yatırımcılar aracılığıyla piyasada yer almasının onlar açısından daha güvenli olacağı kanaatindeyim. Sermaye piyasasındaki hareketliliği artırmak adına gündeminizde ne gibi faaliyetler var? Önümüzdeki dönemde küçük ve orta ölçekli şirketler için düşündüğümüz yeni uygulamalar var. Örneğin, yatırımcıların kendi illerinde faaliyet gösteren ve ortak olmak istedikleri küçük ve orta ölçekli şirketlerin yer aldığı “Yerel Yatırım Fonları” oluşturmaya çalışıyoruz. Sanayi ve Ticaret Odaları’yla yapacağımız işbirliklerinde, her Oda’dan en az 5 şirket getirmeleri karşılığında söz konusu iller için birer endeks hesaplayacağız. “Her ile bir endeks” projesi diyebilir miyiz? Evet. Anadolu’nun her ilindeki yatırımcıların, kendi illerindeki yatırım fonuna yatırım yaparak sermaye piyasasının büyümesinden faydalanmasını hedefliyoruz. Burada her ilden en az 5 şirket olması zorunluluğumuz var. Çünkü 5’ten az şirketle bir endeks oluşturmamız çok zor. Bu konudaki çalışmalarımıza başladık. Elimizde 4-5 ile yönelik çalışmalar mevcut. Her şeyin üzerinde titizlikle duruyoruz. Anadolu’nun tüm şehirlerini içine alan bir çalışma mı olacak? Bizim öncelikli hedefimiz bu. Ancak her ilden 5 şirket olmadığı takdirde, bu projeyi “Bölgesel Endeks”e çevirme düşüncesindeyiz. Amacımız, mümkün olduğunca çok sayıda endeks ortaya çıkararak Borsa Yatırım Fonları’nı teşvik etmek. Bu yöndeki çalışmalarımızın hepsi, sermaye piyasasını tüm Türkiye’ye yayma planlarımızın bir parçası. Bireysel yatırımcılara yönelik tanıtım projeleri düşünüyor musunuz? Örneğin, Bovespa’nın bu alandaki girişimlerinin başarılı sonuçlar verdiğini görüyoruz… Yatırımcı Danışma Merkezi’mizin çeşitli illerde yapmış olduğu toplantılara devam edeceğiz. Birkaç yıl ara verildi bu toplantılara; şimdi yeniden başlıyoruz. Yatırımcıların haklarının ne olduğunu, haklarını nasıl aramaları gerektiğini bilmesi bizim için çok önemli. Bilgilendirme ve eğitimin, tanıtımdan daha öncelikli olması gerektiğini düşünüyorum. Tanıtım faaliyetleri cazibeyi artırabilir. Ürünler hakkındaki genel bilgileri, teknik altyapımızın üstünlüğünü ve güvenilirliğini aktarabiliriz. Türk borsasında yabancı şirketlerin de işlem görebilmesine yönelik bir çalışmanız var mı? Birkaç yıl sonra İMKB’de yabancı şirketleri görecek miyiz? Bölgesel bir finans merkezi olmanın gereği bu. Daha birkaç yıl öncesine kadar piyasamız kendi içine kapalı, iç gelişmeler paralelinde bir seyir izleyen yapıdaydı. Şimdi çok farklı bir konumda. Son yıllarda piyasalarımız belirli bir istikrara kavuştu. Yatırımcılarımıza baktığımızda, genellikle yabancı menkul kıymetleri çok fazla tercih etmediklerini görüyoruz. Çünkü buradaki getiriler dışarıya oranla çok daha yüksekti. Aslında alternatif yatırım araçları arasında yabancı menkul kıymetleri de düşünmek gerekiyor. Yaklaşık 1-1,5 yıl önce “Yabancı Menkul Kıymetler” adı altında bir pazar açtık. Ancak henüz bir başvuru olmadı. Önümüzdeki dönemde bu konuya daha fazla eğilmeyi planlıyoruz. Bu anlamda yabancı borsalarla ortak planlarınız var mı? Atina Borsası’yla yapmış olduğumuz bir işbirliği var; ortak bir endeks kuruyoruz. Son aşamasına geldik, sadece imza atılması kaldı. Her iki ülkeden yaklaşık 15’er şirket bu endekste işlem görecek. Bu endekse dayalı Borsa Yatırım Fonları (BYF) çıkarılacak. Bunun için iki model düşünüyoruz. Birinci modelde, tek bir uluslararası BYF oluşturularak yurtdışına ihraç edilecek ve her iki ülkenin borsasında da yabancı menkul kıymet olarak işlem görecek. İkincisinde ise, yine o endekse dayalı ve her iki ülkede de ayrı ayrı işlem gören yerli BYF’ler şeklinde olacak. Böylelikle bölgesel yatırımcıların iki borsada birden satın alma fırsatları doğacak. Özellikle Yunanistan’da faaliyet gösteren kurumsal yatırımcıların –ki oradaki kurumsal fonların toplam değeri bizdekilerin kat kat üzerinde- iştahını kabartan bir proje bu. Yine aynı şekilde ortak adımlar atabilmek için Ortadoğu, Balkan ve Orta Asya ülkeleriyle de görüşmeler yapıyoruz. Bilindiği gibi Avrasya Borsaları Federasyonu’na başkanlık ediyoruz. O platformda da bir gösterge endeksi kurmayı planlıyoruz. 500-600 hisse senedinden oluşacak olan bu endeks, sadece bir gösterge olacak. Sonraları ise daha düşük sayıda ve yatırım yapılabilir hisse senedi içeren bölgesel endeksler oluşturmayı düşünüyoruz. Örneğin, Balkan Endeksi, Orta Doğu Endeksi, Orta Asya Endeksi gibi. Bunlara dayalı olarak çıkarılacak BYF’lerin de birçok borsada işlem görmesini hedefliyoruz. İstanbul bölgesel bir finans merkezi haline gelebilecek mi? Buna rahatlıkla “evet” diyebiliriz. İstanbul, şu anda zaten bölgenin en büyük finans merkezlerinden biri. Bizimle birlikte bölgede ortaya çıkan iki merkez daha var: Moskova ve Dubai. Üç merkezin de kendine göre avantajları var. Ama İstanbul’un diğerlerinden daha büyük avantajlar barındırdığı kanaatindeyim. Biz sahip olduğumuz konumu kullanmanın yanında aynı zamanda yasal mevzuatta da kolaylıklara gitmeli ve teşvikler sağlamalıyız. Böylelikle İstanbul, Dubai ve Moskova’yı geri planda bırakarak bölgenin tek merkezi olabilir. Bunun da en önemli ayağı, sermaye piyasasını genişletmektir. Biz bu konudaki tüm çalışmalara dahiliz ve bu alandaki en önemli rollerden birini İMKB üstlenecektir. KOBİ Borsası’nın İMKB’ye bağlı olarak faaliyet göstermesi gerektiğini düşünenler var. Sizin bu konu hakkındaki fikirleriniz ne yönde? KOBİ Borsası 4 yıl önce kuruldu ve çeşitli çalışmalar yapıldı. Ancak KOBİ Borsası’nın tek başına çalışmasının uygun olmadığı yönünde raporlar sunuldu. Önümüzdeki dönemde SPK’nın da vereceği kararla bu konuya bir açıklık getirilecek. İMKB olarak şu anki yapımızla bir KOBİ Borsası’ndan farklı değiliz. İMKB’ye kote 320 şirketten sadece 138 tanesi en büyük 1000 şirket arasında yer alıyor. Diğer geri kalanı orta ve küçük ölçekli şirketler. KOBİ’lerin İMKB’ye gelmesi gayet kolay; ikinci ulusal piyasamızda hiçbir sayısal kriterimiz yok. Hatta kâr kriterimiz bile yok. Yeter ki, SPK’dan halka arz izni alınabilsin. Ayrıca şöyle bir çalışmamız da var: KOBİ’lere yönelik “ayrı” bir piyasa oluşturmayı planlıyoruz. Bu, bir alt piyasa değil ayrı bir piyasa olacak. Aracı Kuruluşlar Birliği ve Gelişen İşletmeler Piyasası’yla yapmış olduğumuz görüşmelerde, Gelişen İşletmeler Piyasası ismini kullanmamız da gündeme geldi. Ama her şey ilerleyen günlerde netlik kazanacak. Bu piyasada her türlü şirkete hizmet verebilecek bir yapının oluşmasını sağlayacağız. Hatta işlem platformu ve işlem sistemi de farklı olacak. Piyasa yapıcılarla çalışılacak; yeterli likiditesi olmayan şirketlerin hisse senetleri, günlük ya da seans başına tek bir müzayedeyle belirlenecek olan fiyattan işlem görecek. Geliştirdiğimiz kriterlerle her türlü şirketin çok az bir maliyetle ve kolaylıkla işlem göreceği bir piyasa oluşturmayı düşünüyoruz. Projenin altyapısını neredeyse tamamlamış durumdayız. Yılbaşına kadar bu piyasanın faaliyete geçeceğini tahmin ediyorum. Geçtiğimiz yıllarda İMKB’nin özelleştirilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştı. Şu an gelinen noktayı öğrenebilir miyiz? Böyle bir satış söz konusu mu? Özelleştirmenin ne için yapılacağını iyi düşünmek lazım. Özelleştirmeler genellikle rekabete uyum sağlayacak esnek yapıya kavuşabilmek ya da sermaye artırarak rekabette elini güçlendirmek için yapılıyor. Dünya Bankası’nın yaptığı bir çalışmada, İMKB’nin rekabet gücü detaylıca araştırıldı. Bu araştırmadan, İMKB için yapılacak özelleştirme çalışmasının, kaynak ihtiyacına bağlanmaması gerektiği sonucu çıktı. Bunun nedeni ise, İMKB’nin kendi kaynağını yaratabilecek bir kurum olmasıyla açıklandı ve mevzuatta netlik sağlanması ve İMKB’nin rekabet edebilecek bir güce ulaşması için esnek bir mevzuatın gerektiği noktaları ön plana çıkarıldı. Biz de bu görüşe katılıyoruz. İMKB ne kuruluşunda ne de sonrasında kamudan hiçbir şekilde kaynak kullanmayan bir kuruluş. Meslek kuruluşu gibi faaliyet gösteriyor. Kendi özerk bütçesi var. Bütçesi genel kurulunda sonuçlanır, hiç kimse bu bütçeye karışmaz. Bizim ulaşmayı düşündüğümüz hedef, İMKB’nin bir anonim şirket olarak faaliyet göstermesi. Ancak bu yolda çok dikkatli olunması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü İMKB herhangi bir kamu şirketi gibi değil. Bu hedefin önündeki engeller neler? İMKB’nin özelleştirilmesi konusunda bir yetki boşluğu söz konusu. İMKB’nin anonim şirkete çevrilmesinde yetki kimdedir?.. Bu durumda yetki tam olarak ne tek başına Özelleştirme İdaresi’nde, ne SPK’da, ne de İMKB’de. Dolayısıyla, bir yetki kanunu gerekiyor. Bu konuda çalışmalara başladık. Çıkarılacak yetki kanunu çerçevesinde, kimin bu kararları alacağı belli olacak. İMKB anonim şirket olduğunda hisselerin nasıl paylaşılacağı da büyük önem taşıyor. Tüm bu bilgiler açığa kavuşturulduktan sonra özelleştirme yapılabilir. Satışla elde edilecek fonu düşünerek özelleştirmeye gitmek doğru bir karar olmaz. Burası Türk sermaye piyasasının kalbinin attığı yer. Anonim şirket olması aşamasında da her türlü detay dikkate alınmalıdır; herhangi bir şirket özelleştirmesi gibi düşünülmemelidir. Tasarruf genelgesi kısıtlamaları büyük ölçüde kalktı. İşleyiş bakımından İMKB’nin şu anki durumu nasıl? Sayın Başbakanımızın anlayışı ve göstermiş olduğu ilgi sonucunda tasarruf genelgesinden çıktık. Zaten hiç olmamamız gerekirdi. Büyük bir rahatlık yaşadık. Tasarruf genelgesinden çıkıldı ancak Kamu İhale Kanunu’na tabiyiz. Bu da satın almalarda büyük güçlükler yaşanmasına ve yavaşlığa neden oluyor. Mesela acil satın alınması gereken UPS’leri2 yıldır alamıyoruz. 4-5 defa ihale düzenleniyor, ihaleler eksik evrak vs. gibi nedenlerden dolayı iptal ediliyor. Bunun gibi birçok örnek verebilirim. Ayrıca, istihdamda İş ve İşçi Bulma Kurumu mevzuatına tabiyiz. Nitelikli eleman da İŞKUR’da iş aramıyor. İhtisas gerektiren konulardaki elemanlar zaten el üstünde tutuluyor ve hemen işe alınıyor. İŞKUR mevzuatı KPSS zorunluluğu da getiriyor. Bu sınavların zamanlamasıyla bizim eleman ihtiyacı duyduğumuz zamanlar örtüşmeyebiliyor. İstihdamda büyük zorluk yaşıyoruz. Bunun aşılması için de hükümetle görüşmeler yapıyoruz. Yatırımlarımıza yönelik olarak elimizdeki imkanlar tamamen ortadan kalktı. Son birkaç yıldır tüm birikimlerimiz Maliye’ye aktarıldı. Gelir-gider farkımızın Maliye’ye aktarılmasıyla ilgili Kamu Maliye Yönetimi Kanunu içerisine bizi de ismen koyan bir uygulama oldu. Geçmişteki birikimler tamamen Maliye’ye yöneltildi. İMKB şu anda kendi birikimini yapabilecek durumda değil. Bu durum da bizi yatırımlar açısından zora sokuyor. Bizim söylediğimiz şu: Biz de herhangi bir anonim şirket gibi kurumlar vergimizi verelim ve yatırımlarımızı ona göre planlayalım. Maliye Bakanlığı bu konuda bir anlayış gösteriyor; bu konuya olumlu bakabileceklerini söylediler. Önümüzdeki dönemde bir değişiklik yaşayabiliriz. Ama bunların hepsi zaman alıyor. Geçmiş yıllardaki gibi bir halka arz ortamı yeniden oluşacak mı sizce? 2000’li yıllar halka arz açısından çok başarılı olmadığımız bir dönemdi. 1990-2000 yılları arasında yılda ortalama 25 şirket halka arz edilmiş. 2000-2008 arasında ise yılda ortalama 7 şirket halka arz olmuş. Halka arz her zaman için yapılabilir ama burada önemli olan uygun fiyatın bulunabilmesi. Örneğin, uluslararası konjonktürün çok da uygun olmadığı bir dönemde bile Türk Telekom gibi çok başarılı bir halka arzın yapılabileceğini gördük. Bundan sonrada aynı şekilde başarılı halka arzlar yapılacağını, gerek Türkiye içinden gerekse Türkiye dışından buna kaynak bulunabileceğini düşünüyorum. |