Advertisement
Ana Menü
Anasayfa
Araştırmalar
Temel Eğitim
Etkinlikler
Basında Boryad
Hakkımızda
Arama
İletişim
Linkler
Haberler
English
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Hava Durumu
Şişecam Yönetim Kurulu Başkanı PDF Yazdır E-Posta
10 11 2008
 Şişecam Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kırman

“Faaliyetlerimizin yoğunluğu, “global oyuncu” kimliği kazandırıyor”  

 Yurtiçi talebin sınırlı olacağı öngörüsüyle faaliyetlerini daha çok uluslararası boyutta sürdürmeyi planlayan Şişecam, daha fazla ülkede daha geniş pazar payı alma hedefinde. Ahmet Kırman, bu nedenle gündemlerinde yatırım ve şirket satın almaların olacağını ifade ediyor.

 Yurtiçinde ve yurtdışında büyük yatırımlar gerçekleştirdiniz. Yeni bir yatırım planınız var mı?  

Şişecam Grubu gerçekten de vizyonuna uygun olarak özellikle son yıllarda büyük yatırımlar gerçekleştirerek, hızlı büyüme sürecini devam ettiriyor. Bunda en temel etken, faaliyet sahamızdaki iddiamız ve küreselleşmenin gereği olarak faaliyet coğrafyamızı uluslararası planda genişletme ve ölçeğimizi büyütmektir. Nitekim, 2007 yılında uluslararası satışların toplama oranı, ihracat dahil, %44 gibi yüksek bir orana ulaştı ve artışını sürdürmekte. Şüphesiz, halen 8 ülkeye yayılmış olan bölgesel üretim faaliyetimizin stratejik planda daha da genişletilmesi, bölgesel pazarlarda daha yüksek paylara ulaşılması, kapsamlı ve etkin bir yatırım programının yürütülmesi gerekiyor. Sonlanma aşamasına gelmiş bulunan Rusya’daki yeni bir cam ambalaj fabrikasını, kısa zamanda işletmeye alacağız. Öte yandan, gene Rusya, Bulgaristan ve Ukrayna’da gerçekleştirmeyi öngördüğümüz bazı büyük yatırım projelerini, günün koşullarını dikkate alarak sürdürmekteyiz.  

 Şişecam, Türkiye’de global oyuncu olma yolundaki en iddialı şirketlerden birisi. Krizi fırsata çevirip bu yönde adımlar atmayı planlıyor musunuz? 

Topluluğumuz 1935 yılından bu yana, doğru bir sanayicilik yaparak, doğru vizyonlar koyarak, adım adım bugün ulaşmış olduğu düzeye gelmiştir. Bugün, tüm birikimimize, gücümüze ve özgüvenimize rağmen, kendimizi global bir oyuncu olarak değil, bölgesel bir oyuncu olarak görüyoruz. Ama faaliyet sahamızın bazı kesimlerinde öyle bir yoğunlaşma söz konusu ki, bu da bizi aynı zamanda dünyanın sayılı cam üreticilerinden biri konumuna yükseltmekte ve global oyuncu kimliğini de beraberinde getirmektedir. Dünya cam sanayisi, oyuncu sayısı itibariyle oldukça küçük bir dünyadır. Küreselleşme ve ölçek ekonomilerinin büyük önemi, bu durumun temel etkenleridir. İşte bu nedenle büyüme ve ölçek genişletmeyi, Şişecam’ın global bir oyuncu konumunu yükseltmesi bakımından hayati bir strateji olarak görme gerekliliği, faaliyetin kendisinden gelmektedir.  Kriz dönemleri, şüphesiz her sektörde başarısız şirketlerin ayıklandığı, başarılıların ise daha yüksek verim ve performansla yola devam ettikleri “düzeltme” dönemleridir. 1929 krizinden bu yana ortaya çıkan en büyük ekonomik kriz olan 2008 krizi, hiç şüphesiz cam sektöründe de diğer sektörlerde olduğu gibi konsolidasyonu beraberinde getirecek. Dolayısıyla grubumuzun sahip olduğu vizyona uyum gösteren yatırım imkânlarını, ekonominin eninde sonunda doğal işleyişine döneceği gerçeğine bağlı olarak hayata geçirme niyetindeyiz. Bu bakımdan doğrudan yatırım yapma ya da şirket satınalma gibi fırsatları sürekli değerlendiriyoruz. 

Uluslararası rekabette daha güçlü olabilmek için şirket olarak neler yapıyorsunuz? Devletin buna katkısı neler olabilir? 

Bir şirketin uluslararası rekabette güçlü olması demek, tüm faaliyetlerini dünya klasında yürütmesi, bir başka deyişle “doğru sanayicilik yapması” demektir. Nitekim Şişecam öteden beri faaliyetlerini, ilkeli bir şekilde yürütmektedir. Öncelikle şirketin hedeflerinin çalışanları tarafından benimsenmesi ve yine çalışanların bu hedefe koşan takımın parçası olma isteği büyük önem taşımaktadır.  Bir başka husus ise kurumsal yapı ve şeffaflık. Bu bağlamda daima etkin bir üretici olmak, en ileri teknolojileri kullanmak, Ar-Ge’ye odaklanmak ve çağdaş yönetim ilkelerini benimsemek, bu ilkelerin temel halkaları. Şişecam’ın ilk ihracatçı sanayicilerden biri olarak, 1961 yılından bu yana yurtdışına açık olarak faaliyet göstermekte oluşu, değindiğim formasyonun oluşmasında önemli rol oynamıştır. Uluslararası rekabetin içinde olmak, Şişecam’ı dünya standartlarında çalışmaya zorlamış ve bunun gereğini de çalışanları ve hissedarlarının inancını, desteğini hep arkasında hissederek yerine getilmiştir. Günümüz koşullarında devletin, sanayinin rekabet gücünü arttırma yönündeki yükümlülüğünü yeterince yerine getirdiğini söylemek ise mümkün değil. Benimsenen ekonomik programın yapısal reform ayağının tam anlamıyla uygulanamaması, ülke sanayisini ağır maliyet baskıları altında bırakmış, ülkemizin sanayi için bir cazibe merkezi olması imkânsız duruma gelmiştir. Tüm sanayimizi etkileyen bu durum karşısında, gelecek için gene de iyimser olmaya çalıştığımızı ifade etmek isterim. Bu iyimserliğin beklenen hedeflere varılması bakımından tedbirli bir iyimserlik olduğunu da belirtmekte yarar var.

 Son zamanlarda görülen enerji ve hammadde fiyatlarındaki düşüş maliyetlerinize nasıl yansıyor? 

Cam sanayisinde bugüne kadar herhangi bir fiyat düşüşü yaşamadığımızı özellikle belirtmek isterim. Hammaddelerimizde, ki bunları zaten kendimiz üretiyoruz, kendi mecraları dışında uluslararası piyasalara göre zaten olağanüstü bir artış olmamıştı. Bizim için önemli olan ve bize yansıyan, esas itibariyle yakıt (doğalgaz) ve elektrik fiyatlarındaki artış oldu. Petrol fiyatının Temmuz ayında yaptığı zirveye göre yarı yarıya düşmesine rağmen, ne doğalgaz ne de buna bağlı olarak enerji fiyatında bugüne kadar bir indirim yapılmadı, tersine yükselmeler oldu. Hiç şüphesiz son günlerde kurdaki gelişmelerin YTL’nin %40’ları aşan değer kaybına yol açması, enerji fiyatlarındaki muhtemel düşüşleri mümkün kılmayacaktır. Temennimiz özellikle enerji politikalarında üretim ayağının, dünya piyasalarında rekabetini sürdürmesine imkân veren uygulamalarla maliyet düşüşlerini sanayiye yansıtmasıdır. Aksi takdirde, ülkemizin dolaylı vergileme uygulamasına benzer bir şekildeki anlayış yanlışlığı, durumu biraz daha ağırlaştıracak ve sanayinin rekabet gücünü beklenenden öte olumsuz etkileyecektir. Mevcut krizin yarattığı daralma da bu etkiyi arttıracaktır.  

Türkiye’deki şirketlerin finansman konusunda sıkıntılar yaşayacağı ifade ediliyor. Sizin bu konuya bakış açınız nasıl? 

Bu yılın özellikle ikinci yarısından itibaren yurtdışındaki birçok büyük bankanın düşük kaliteli konut kredilerine dayalı finansal araçlara yapmış oldukları yatırımlardan önemli boyutlarda zarar etmeleri, uluslararası finansal krizi iyice derinleştirdi. Mali piyasalarda oluşan panik havasının dindirilmesi ve mali kuruluşlar arasında kaybolan güvenin yeniden sağlanmasına yönelik olarak ABD ve AB başta olmak üzere kamu otoriteleri tarafından kapsamlı ve radikal önlem paketleri uygulamaya konulmaya başlandı. Bu önlem paketlerinin, uluslararası finansal krizin hafifletilmesine ilişkin olumlu katkılarının uzun vadede iyileşme sağlaması ihtimal dahilinde. Şimdiden örnekleri yaşanmaya başlandığı gibi, finansal krize bağlı olarak küresel risk iştahında belirli bir azalmanın meydana gelmesi, risk değerlendirmelerinin de daha katı kurallara bağlanması kaçınılmaz gelişmelerden birisi olacaktır.   Reel sektörümüzün 2008 Temmuz sonu itibariyle yaklaşık %22’sini kısa, % 78’sini ise uzun vadeli kredilerin oluşturduğu 121 milyar dolar tutarında dış borcu var. Orta vadeli kredilerin yaklaşık olarak 25,1 milyar dolar tutarındaki bölümünün de önümüzdeki 12 ay içinde geri ödenmesi gerekiyor.  Global finansal krize bağlı olarak risk algılamalarında meydana gelecek değişiklikler, reel sektör tarafından yeni kredi temin edilmesini ve mevcut kredilerin yenilenmesini, özellikle mali yapıları yeterince güçlü olmayan şirketler açısından önceki yıllara kıyasla güçleştirecek. Finansman maliyetlerinde ise risk primlerindeki yükselme paralelinde ciddi artışlar meydana gelecektir.  

Bu gelişmeleri bankacılık sektörü açısından nasıl görüyorsunuz?

 Bankacılık sektörümüzün Ağustos ayı sonu itibariyle mali yapısının güçlülüğünü ifade eden %17,71 gibi yüksek bir sermaye yeterlilik rasyosu yanında, yüksek bir likiditeye de sahip olmasının bu aşamada bir avantaj olduğunu söylemek mümkün. Bununla birlikte sorunların başlamasını beklemeden acil olarak kaynak temin etmek oldukça önemli. Bu kaynakların aktarımını kolaylaştıran başta maliyetler olmak üzere tedbirlerin alınması ve bunların kamuoyu ile paylaşılmasının; kriz etkilerinin azaltılması ve kaynağın dengeli dağılımı bakımından gerekli olduğunu düşünüyorum.  Temmuz sonu itibariyle reel sektörün 121 milyar dolar tutarındaki dış borcunun yaklaşık %35’lik bölümünü, Türkiye’de kurulu bankaların yurtdışındaki şubelerinden kullandırılmış olan kredilerin oluşturmasını da; bankacılık sektörümüzün mevcut konumu dikkate alındığında, reel sektör açısından diğer bir olumlu husus olarak değerlendiriyorum.  Hiç şüphesiz burada gerek bankacılık sektörüne gerekse sanayi kesimine karşılıklı olarak anlayışlı davranmak ve açık olmak gereğini hiç gözden kaçırmamaları gerektiğini hatırlatmakta yarar var. Zorluklar, taraflar arasında açık ve samimi bir iletişim ile çözülmelidir. Taraflardan birisinin davranışlarındaki sapmanın, böylesine büyük krizlerde zincirleme etki ile sistemik olumsuzluklar yaratacağı konusunun gözden kaçırılmaması gerektiği inancındayım. 

Şişecam’da Ar-Ge faaliyetlerine ne derece önem veriliyor? 

Ar-Ge anlayışının izlerini Şişecam’ın ilk kurulduğu 1935’lerden bu yana görmek mümkün. Bununla birlikte teknoloji geliştirmenin ve kendi Ar-Ge’mizi yapmanın gerekliliğine ve önemine inanan Şişecam’da kurumsal Ar-Ge yapılanması, 1976 yılında oluşturuldu. Doğrudan bir Genel Müdür Yardımcılığı olarak örgütlendirilen bu birim altında, bugün Topkapı’da bulunan Cam Araştırma Merkezi’nin kuruluşu 1981 yılında tamamlanmış, modern cihazlar ve uzmanlaşmış elemanlarla donatılmıştır.  Dünya çapındaki rakiplerimizden az olmamak üzere Topluluk cirosunun 1% kadarı kararlı bir şekilde Ar-Ge faaliyetlerine kaynak olarak aktarılıyor. Şisecam’ın tüm fabrikalarına hizmet veren, mühendislik ve teknik destek birimlerini de kapsayan bu Ar-Ge yapılanması ile Topluluk, daha 1980’li yıllarda kendi özgün cam, fırın ve üretim teknolojilerine sahip, kendi teknolojisini yaratan konumuna geldi. Bugün birçoğu kendi alanlarında dünya çapında uzman olarak kabul edilen bilim adamları ve mühendislerle yürütülen bu faaliyet, Topluluğu ve ülkeyi cam teknolojisi alanında ön sıralara taşıdı. Ulusal ve uluslararası düzeyde çeşitli enstitü, üniversite veya cam üreticileriyle birlikte yürütülen rekabet öncesi işbirlikleri ile genişleyen Ar-Ge çalışmalarımız, Topluluğun rekabetçi yapısının ve rekabet gücünün temel taşlarından birini oluşturmaktadır. 

Genel olarak Ar-Ge çalışmalarınızın çerçevesini aktarabilir misiniz?

Ar-Ge çalışmalarımız, üretim teknolojilerimizde insan ve çevre sağlığını ön plana çıkartan, enerji ve üretim verimlilikleri yüksek teknolojileri yaratma, maliyetleri düşürme ve problem çözmeye yönelik bir strateji çerçevesinde yürütülüyor.  Asli amacımız, yenilik yapabilme yeteneğimizin sonuçları olan yeni ürün ve teknolojiler geliştirmek. Düz camlarda; binalarda güneş ve ısı kontrolüne yönelik kaplamalar, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımında yüksek verimlilik sağlayan özel ürünler, fonksiyonel ve renkli cam türleri gibi değişik tasarım ve işlevsel özelliklere sahip binlerce yeni ürünü her yıl müşterilerimizin hizmetine sunuyoruz. Camı sağlıklı, estetik, kullanışlı, enerji tasarrufu ve üretimine yönelik özellikler sunan çevre dostu bir malzeme olarak sunabilmemiz, Ar-Ge çalışmalarımızın bir sonucu.  Bugün Şişecam’da Topluluk genelinde 145’i merkez, 70’i iş gruplarında olmak üzere toplam 215 kişi Ar-Ge faaliyetlerinde görev yapıyor. 2008 yılı için bütçelenmiş olan Ar-Ge harcamaları, yeni ürünlerin üretime alınmasıyla ilgili yatırımlar ve üretim hatlarında yapılan deneme üretimlerinin maliyetleri hariç 23.9 milyon YTL tutarındadır. 

Türkiye’yi ekonomik gelişmeler açısından nasıl bir yıl bekliyor? Sizin bu konudaki öngörüleriniz ne yönde?

 Ülkemiz ekonomisinin hızlı bir büyüme sürecinden sonra, özellikle cari açığın aşırı yükselişi nedeniyle, 2006 yılından itibaren gerileyen büyüme oranları ile karşı karşıya kaldığı açık. Şimdi ise, bunun üzerine Amerikan ekonomik politikasının yarattığı derin dengesizliklerden kaynaklanan global bir “düzeltme” süreci başladı ve bu süreç devam etmekte. Bu durum, yurtiçi-yurtdışı talep, kaynak temini ve sermaye hareketleri bakımından orta vadede olumsuz koşullar altında bulunacağımızı göstermekte. Beklentiler, gerek yurtiçinde gerekse global ortamda düşük büyüme oranlarının yaşanacağı ve özellikle 2009 yılının oldukça zor bir yıl olacağı yönünde. Gelişmekte olan bir ekonomi olarak sermaye ihtiyacı baskısını ağırlıklı olarak hissetmemiz kaçınılmaz görünüyor. Sorun, bunu en düşük maliyetle temin etme noktasında ortaya çıkacaktır. Hiç şüphe yok ki, önümüzdeki dönemin zorluk derecesi, bastırılmış yurtiçi talebe karşılık yurtdışına yönelik büyümenin ne ölçüde gerçekleştirilebileceğine bağlı. Bunu da büyük ölçüde sanayi kesimi sağlayabilir. O nedenle, devletin rekabette sanayinin önünü açacak yapısal reformları hayata geçirmesi, her zamankinden daha hayati bir önem arz etmektedir. Böylesine dönemlerde kaybedilen sanayi kuruluşlarının yerine yeni birini koyma imkânının olmaması, azalan üretim gücünün başkaları tarafından paylaşılacağı gerçeği, daha öncesinde de ifade ettiğim gibi, kararlı bir şekilde uygulanacak tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır. 

Şirketlerin yönetim kurullarında yatırımcıları temsilen bir üye bulundurulması konusunda ne düşünüyorsunuz? 

SPK düzenlemeleri doğrultusunda halka açık şirketler tarafından, hem 3 aylık dönemlerde yayımlanan finansal tablolar ve dip notlarla düzenli olarak, hem de gerektiğinde özel durum açıklamaları ile kamuya şirket faaliyetlerine dair kapsamlı açıklamalarda bulunuluyor. Kurumsal yönetim ilkelerinde, yönetim kurullarında yer alan bağımsız üyelerin, şirketin, pay ve menfaat sahiplerinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutabilme ve kararlarında tarafsız olabilme avantajına doğal olarak sahip olduklarının kabul edildiği belirtiliyor. Ancak konuya ilişkin olarak gelişmiş ekonomilerde bu konuda yaşanan örneklerin, bağımsız üyelikten beklenen verimliliğin ve amacın her zaman hayata geçirilmesine imkân vermediğini de gözden kaçırmamak gerektiği inancındayım. Bu anlamda, yaptıkları riskli yatırımlar nedeniyle iflas eden ya da kamu otoritesi desteğiyle faaliyetlerini sürdürmekte olan, hemen hemen tamamı halka açık yatırım bankaları ve ticari bankaların yönetim kurullarında görev yapan bağımsız üye örneklerinin, bu müessesenin geleceği açısından tartışmalara yol açacağı kesin. Dolayısıyla bu konuda bir belirleme yapılması, kanımca son gelişmelerin netleşmesi sonrasında mümkün olabilir. Ancak kaynağı ve konumu nasıl ele alınırsa alınsın, yönetim kurulu üyelerinin şirketin faaliyet konuları hakkında üst düzeyde bilgi sahibi olmaları daha öncelikli ve önemli bir husus.      

 Şişecam’ın uzun ve kısa vadede belirlediği hedefler nelerdir? 

İster kısa ister uzun vade olsun, Şişecam’ın temel hedefleri büyüme üzerine kurulu. En temel hedefimiz ise, 2007 yılına göre konsolide satışlarımızı ikiye katlayarak 5 yıl içinde 5 milyar dolar düzeyine ulaştırmak. Ürünlerimize yurtiçi talebin çok daha sınırlı ölçülerde artacağı düşünülürse, faaliyetlerimiz gelecekte çok daha uluslararası boyutta hayata geçirilecek. Bu amaçla yatırımlar, stratejik değerlendirmeler, şirket satın alma imkânları gibi temel hususlar gündemimizde olacak. Özellikle yakın coğrafyamızda daha fazla ülkede, daha geniş pazar paylarıyla yer alma stratejimizi özenle sürdüreceğiz. Tüm bu yönelişler içinde vazgeçmeyeceğimiz temel hedeflerden birisi ise, mali performansımızı her zaman olduğu gibi yüksek bir seviyede korumak olacaktır. İçinde bulunduğumuz ekonomik konjonktürde bu daha da önem kazanacaktır. Orta ve uzun vadede yatırımcımızın bu hisselere sahip olmaktan mutluluk duymalarını ve kârlı bir yatırımın parçası olduklarını hissetmelerini sağlamak amacındayız. 

Son Güncelleme ( 10 11 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >




© Copyright 2007 2008 www.boryad.org
oyun
hobi
teknolojijoomla